87’nin sucuğu


Küçüktük o zamanlar evler gazla falan ısınıyordu. Hani yine şanslıyız 80 dönemi olmamıza rağmen ev ısınıyordu.

Sonraları, çooookkk sonraları bir gün babamın Maden İŞ sendikası kartını görünce öğrendim ki baba aslında eve ekmek getirsin de, ısınalım gaz alalım diye birkaç işte çalışıyordu. Ya da açıktan iş alıyorudu.

Neyse herkesin bir baba hikâyesi vardır, çok damara girmicem.

İşte o zamanlardan birinde İstanbul’un en sert kışlarından biri 87’ydi.
Vaziyet şöyleydi hani;

Ben 7 yaşında…

Kendi hayal dünyamla ve her gece gördüğüm cadılarla, halüsülasyonlarla boğuşuyorum.

Doktorlar dayamışlar sakinleştiricileri, gündüz okulda “İstanbul beyfendisi” zombi modundayım.
(80 dönemi Türkiyesi geçlerini en iyi anlatan durum herhalde Prozac Nation filminden bir parça gibi bu bölüm)

Ne olduğunu şimdi hatırlamıyorum ama ya gaz depomuz boştu ya bozuktu, babam gelip üst üste battaniyeler koyup “sucuk yapayım seni üşümezsin” dedi o gece. Hayatım boyunca da o şaka ve ısınma durumu hep birbiriyle bağdaştı. ‘Sıcak olmak ama kıpırdayamama hali’ Fark ettim geçenlerde ben de oğlana seni sucuk gibi sarayım diyorum yatırırken.

Baba ya da ana yüreği işte hiçbir zaman tam ısınmadığını sanıyor çocuğunun sıkıca sarmalıyor. Onun adı da “sucuk”…

Şimdi memleketin dilini, kendi geldiği köyün şivesi ile bile konuşamayanların, İstanbul’da saltanat, meydanlardada “şeriat gelsin de insan bedenleri sallansın” gibi yorumlarda bulunabilen bir Türkiyeli kitlenin referandumda %77 “Evet” oyu verdiği gurbet ellerde (Belçika) o sucuk durumunun bir başka ruh halini yaşıyorum. (Bunların hepsi referandum öncesinde Brüksel konsolosluğu civarında yaşandı)

Yazsan yazılacak bişi yok. Memleket kopmuş gitmiş. Ben orada değilim ki niye dışarıdan atıp tutacağım. Ama duramıyor insan eli gidiyor yazmaya.

Yoksa elden giden gitti zaten.

Eskiden gezindiğim sokakların artık tadı kalmadığını duyuyorum sürekli arkadaşlarımdan.

Gerçeklikten öte facebook gibi sanal bir Türkiye’den okuyorum memelketi. Hal daha da beter. Facebooktaki arkdaşlarımın %90’ı depresyonda.

Her gün yurtdışına çıkan bir başka arkadaşımın haberleri geliyor. “Ben de şuradayım artık Avrupa’da sana yakınım görüşelim” diyor mesaj.

Ama aslında eskisinden daha uzağız be arkadaşım.
Eskiden gerçekten arkadaştık şimdi facebookta arkadaşız sadece.
Sonra bir bakıyorum kalmamış.
Bildiğim toprak, bildiğim tanıdığım duygular kalmamış.
Çoğu kabullenmiş.
“Bu da geçecek diyor.”

Bazıları “iç savaş” çıkar diyor. Sanki şimdiye kadar olanlar başka bişiymiş gibi.

Kimi hâlâ umutlu hukuk yolundan, adalet arayışına.

“Hukuk kaldı mı ki adalet arayasın?” diyorum. Sonra kendimi susturuyorum.
Karşımdaki avukat.
Eğer onun en çok inandığı, hayatına amaç yaptığı adalet duygusunu böyle hor bir şekilde yok etmeye hakkım yok diyorum. Ama deyin bana hangi hukuk. Parti liderlerinin kendileri hapishanede mapus, çocukları evde yalnız onu beklerken, adları meclisten gözümüzün önünde silinip de fiilen sosyal ölüm yaşatılırken. Hangi hukuk yolu kalmış olabilir ki.

Deyin bana hanginiz bu ülkede birilerinin hukuksuz ama  hukuka uygun şekilde öldürülemeyeceğinin garantisini verebilir?

Hanginiz bir gazetecinin evinin sadece gerçeğin fotoğrafını çekti diye basılmayacağını (Kemal Kurkut’un fotoğrafını çeken Abdurrahman Gök’ten bahsediyorum) Yüzlercesi gibi bir başkasının da tutuklanmayacağını söyleyebilir.

Veremez
Diliniz varmaz dimi…?
Varır mı?
Varırı mı yoksa…

3 yaşındaki Galip’in cesedinin kıyıya vurduğunu görmeyen kalmadı ama gözyaşı döktü sadece. Savaşın silahlarının, üzerinde oturduğunuz memleketten geçtiğini, militanlarının Antepte, Adıyaman’da kahveler açtığını sonra oralardan Türkiye’nin dört bir yerine bombacılar çıkardığını gözlerinizle gördünüz de görmezden gelmediniz mi? (Görmeyenler için kapatılan İMC’nin eski videolarına girip de bakarsınız artık.)

Ama siz gördüğünüze değil de Başkan’dan duyduğunuza inanmayı seçtiniz.

Galip’in bedeninin günahı hâlâ boynunuzda.
Toprağın boynunda…
İnsan bilmediği cenneti değil, bildiği cehennemi yaşamaya meyillidir.

Anladığınız 2017’de 87’nin sucuk hissindeyim şimdi.

Koca bir farkla:
Şimdi o zamanki gibi sevgiyle sarmalanmış bir sucuk çocuk yerine kötü kokan bağırsakla kelepçelenmiş, çevrelenmiş bir adamım.

“Baba!!!!!”
Beni yine sucuk gibi yapsana!

Ey gidi 87…

Not: Bu yazıyı normalde yazdığım yerlere göndermedim çünkü çok kişisel geldi. Bir de o mecraların çoğunun başının belaya girmesini istemedim. Maazallah dava falan açalar adamlara makalemi yayınladılar diye. Bi de resim 87’de değil ama güzel işte… 🙂

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s