Adana


Yol giderek ağırlaşıyor benim için. Önceki her şehirde karşılaştığım insanlar ve Ermenilerle ilgili anılarını paylaşmalarını istediğim insanların beden dili ve bana bindirdikleri duygusal yük giderek omuzlarımı düşürüyor.

Şu an izlediğim soykırımın sürgün rotasında sondan bir önceki duraktayım. Antep öncesinde

Adana’dayım.

Ermenilerin tarih hafızasında “katliam” kelimesiyle en çok özdeşleşen il…

1909’dan sonra bile 27 bin Ermeni vardı Adana’da

Osmanlı’nın Adana vilayeti, Adana, Mersin, Tarsus, Sis (Kozan), İçili (Silifke), Cebel-i Bereket ve Haçin sancaklarından oluşuyordu. Sis bölgesinde bulunan katolikosluğun yetki sınırları ise çok daha genişti ve bir ucu Mersin ve Antep gibi çevre şehirleri de kapsıyordu. Bu yüzden her kaynakta farklı bir nüfus bilgisine rastlamak mümkün.

1914 Osmanlı kayıtları 50.193, Mağakya Ormanyan’a göre 79.600, Kilikya Başpatrikliği ise 83.733 olarak belirlemiş bu vilayetteki Ermeni nüfusunu.

1909’da yaşanan katliamdan sonra ise şehirde halen 27 binin üzerinde Ermeni’nin yaşadığı belirtiliyor.

Bu rakam Adana’da Ermenileri yok etme girişimlerinin boşa çıktığının bir göstergesidir… 1915’te vurulan son darbeden sonra ise Adana’da Ermeni varlığından söz etmek oldukça zor.

Ermeniler yoğun olarak Hıdırilyas ve Tepebağ mahallelerinde toplanmışlar. Ermenilerin ana kilisesi olan Surp Asdvadzadzin Hıdır İlyas mahallesindeydi. Şehir merkezinde Surp Isdepanos adlı bir kiliseleri de bulunmaktaydı. 1901 tarihli İstanbul Ermeni Patrikhanesi Eğitim Komisyonu raporundan, Adana’da erkekler için Akaryan ve Aramyan, kızlar için Aşkhenyan mekteplerinin olduğunu, şehirdeki Katolik ve Protestan Ermenilerin de kendilerine ait kilise ve okullarının olduğunu öğrenmekteyiz.

Bu bahsettiğim yapıları aramak için sokak sokak geziniyoruz.

Tek gördüğümüz taşlar…

önce koca bir okul binası çıkıyor önüme. 1909 katliamında yanan okullardan biri bu. Hemen karşısındaki otoparkçı söylüyor: “Ermenilerden kaldı o. Ermeni okulu”.

1909 katliamından kurtulmuş bu okul büyük ihtimalle Ermeni Protestan okulu.

Bu geziler sırasında fark ettiğim özel bir durum Protestan binalarına daha az dokunulduğu.

Okulun hemen yanına derme çatma başka bir okul yapılmış. Ancak oradan bu harabeye binaya girilebiliyor. Öğrencilerden biri beni içeri alıyor. Yan kapıdan okul binasına giriyorum.

Bu koca okul binasının içi sanki öğrenciler dün bırakmış gibi. Yandaki okul ise bu harabenin gölgesinde küçük bir prefabrik yapıyı andırıyor. Ermeni okulunu restore etmektense öğrencileri prefabrik okula mahkum etmeyi uygun görmüş milli eğitim.

Okulun ardından Bebekli Kilise’ye uğruyoruz. Katolik Kilisesi’nin girişinde Özgecan için yapılan anma duasının bir duyurusu var. 1800’lerin sonlarında yapıldığı tahmine dilen kilisenin girişindeki sütunun üzerindeki 2,5 metrelik Meryemana heykeli bebeğe benzetildiğinden buraya Bebekli Kilise deniyor. İçerideki jangoç her pazar 30-35 kişi ile ayin yaptıklarını anlatıyor. Ermeniler de buradaki ayinlere katılıyormuş.

‘Gizli’ Ermenilerin sayısı ‘gizli olmayan’lardan fazla

Şu anda Adana’da birkaç Ermeni aile yaşıyor. Bunun dışında yola çıktığımdan beri benle bağlatıya geçen “neneleri ermeni olan” birçok genç ile tanışıyorum kafelerde. Ancak bu kişilerin isimlerini veremiyorum… Hatta hatıra fotoğrafı bile çekmekten çekiniyorlar. Birçoğu şimdiki Saimbeyli yani Hacın bölgesinden. Kendileri kılıçartığı Ermeni ninelerinden dinledikleri hikayeleri anlatırken bir yandan da diğer akrabalarının bu konuların konuluşmamasıyla ilgili ne kadar katı bir tavır takındıklarını anlatıyorlar.

Saimbeyliye gitmek istiyorum ancak köydeki kontağım ailelerin konuşmaktan çekindiğini haber edince vaz geçiyorum. Bir başka zamana.

Ermenilerden kalan harabede Adana Kebabı

Ermeni mahallesinde gezerken eski konaklara bakıyorum. Hepsi yıkık dökük. Birisinin altında kaçak bir kebapçı var. Öğle yemeği molamı kendisiyle geçireyim deyip sohbete giriyoruz. “25 yıldır buradayım. Kimse gelip de bu evleri sormuyor. Belediye de bakmıyor. İlgilenmiyor. Biz de gelip kapısını açıp girdik. 25 yıldır burada çalışıyorum” diyor.

Mallara el konulması süreci anlaşılan halen yaşanmaya devam ediyor. Adana kebaplarımızı yerken içeride gezdiriyorlar beni. Kebapçının kullandığı alan dışında konağın içi tamamen yıkılmış. Eskiden salon olduğunu tahmin ettiğim bir oda şimdi tuvalet olarak kullanılıyor.

Diğer binalar ise bu kötü kaderi bile paylaşamamış. Kimse mallara el koymadığından yıkık dökük bir mahalle halinde Tepebağ… Belli birileri tamamen yıkılmasını bekliyor, ancak anlaşılan buradaki evlerin tapuları halen birilerinde. ABD’de yaşayan Ermeni bir tanıdığımla telefonda konuşuyorum, evlerini bulurum umuduyla. “Tapusu hala duruyor. Adana ve Maraş’taki”. Ancak evi bulamıyorum.

Sürgünün son halkası Suriyeliler

Bugün Adana’da ikinci bir sürgün yaşanıyor. Suriyeli göçmenler kentin her yanındalar. Eski Adana otogarı yenilenen binaya taşınınca eski otogar ailelere ev olmuş ancak gelen şikayetler nedeniyle sürekli baskı altındalar.

Biz Adana’dan ayrılırken otogarda gördüğümüz birkaç kişi her akşam polisin göçmenleri toplandığını ancak onların yeniden geldiğini anlatıyor memnuniyetsiz bir şekilde…

Otogardaki bir teyzenin deyimi ile Adana hala “kendine yabancıya” 100 yıl öncesi kadar sert.

Sürgün yolu bizi bu rotanın son durağı Antep’e götürüyor. Orda bizi bekleyen arkadaşlar var… 25 Nisan’da İnsan Hakları Derneği’nin düzenlediği panelde buluşmak üzere Adana ile şimdilik vedalaşıyorum…

Reklamlar

Adana” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s