Çeşmeler akıyordu, ama içecek kimse yoktu artık Bilecik’te…


Ruhum günbatımının ölümünü dinler.
Eziyetin uzak toprağında diz çökmüş.
Ruhum günbatımını ve toprağın yaralarını içer…
Ve hisseder içinde gözyaşının yağmur olup boşalmasını…
Ve parçalanmış hayatların bütün yıldızları
Bozulmuş gözlere ne kadar benzer.
Bu akşam kalbimin havuzlarında
Umutsuz bekleyişle onlar söner…

1915’te Ayaş’a sürgüne edilip katledilen Ermeni aydınların arasında yer alan Siamanto’nun (Adom Yarcanyan) “Dzarav- Susamış” adlı şiiri tehcir rotamızın Sakarya Bilecik arasındaki bölümünü özetleyen en güzel cümleleri bir araya getiriyor.

Biz tren hattı boyunca güneye, Bilecik’e doğru inerken önümüzde bizi hâlâ taşlarında Ermenice yazılara rastlayabileceğiniz köy çeşmeleri karşılıyor.

Bir…iki…üç derken birine soruyoruz:

– Burada papaz çeşmesi nerede?

– Gölpazarı’nda

Gölpazarı – Bilecik Ermenilerinin yoğun olarak yaşadığı bir yer. Merkezin 30 kilometre kuzeyinde. Köylerinden Göldağı ise sosyal hayat ve nüfus olarak göze çarpıyor. 1911’de burada trompet bandoları bile varmış. Gölpazarı’na giden yollar Karadeniz’deki yayla yollarına benziyor. Bir köyden diğerine dolana dolana güneye, Birecik merkezine doğru ilerlerken önce “Zor zamanlar çeşmesi” ardından “Aşıklar çeşmesi” karşılıyor bizi. Göldağı köyüne vardığımızda 32 ev sayıyorum.

Köpekler köye girmemden pek hoşnut değil. Sürekli havlıyorlar. Hatta biri beni ara sokaktan dışarıya kovalıyor. O sırada Ümraniyeli bir avcı ile karşılaşıyorum. Şehrin karmaşasından kaçmak diye buna denir işte. İstanbul’dan Göldağı’na gelip burada yaşamaya karar vermiş: “4 kişi var yaşayan sadece. Diğer evler boş” diyor.

32 haneden 4 kişiye…

WP_20150408_17_15_38_Pro

AKP sempatizanlarının çeşmeye yazı yazma sevdası

Göldağı çıkışındaki Papaz çeşmesini gösteriyor bize İstanbullu avcı. Bu çeşmede de bundan öncekiler gibi (Armaş’taki manastır matbaasında) bir sürü siyasi içerikli mesaj var. Çeşmenin her yerine AKP yazısı yazılmış boyalarla. Biraz yaklaşınca çeşmenin taşındaki yazıları okuyabiliyorum. Çeşmenin sağındaki taştan ancak “Rahmetle – Mart 1862” yazısı okunabiliyor. Diğer kısımlarının üzerine sıva gelmiş. Sağdaki taş ise bir anıt mezar taşı. “Mardiros kızı Anna rahat uyusun” yazısı okunabiliyor yarım yamalak. Diğer kelimelerden çok küçük yaşta ölen bir kız için yapıldığını tahmin ediyorum.

Biz de Papaz Çeşmesi’nden, ölenlerin ruhuna dua ederek suyumuzu içip yola devam ediyoruz. Bir zamanlar bu çeşmenin suyunu yüzlerce insan içerken şimdi bu köyün tamamının 4 kişi olmasına üzülerek.

Abbasslık – Papazlık

Bilecik merkezdeyiz. Buraya gelirken mevsiminde beklenmeyen bir doluya tutulduk. Aynı dolu Bilecik’te de etkili olmuş. Hava “0” derece. Her yerde kar var. Gitmek istediğim köyler ise merkeze 6’şar kilometre. Abbaslık, Selöz, Küplü…

Sevan Nışanyan’ın Inex Anatolicus isim atlası sitesinden Abbaslık Köyü’nün eski adının Papazlık olduğu bilgisiyle ilk durağımı Abbaslık yapıyorum. Böyle dolaşırken bir süre sonra insan garip bir algıya kapılıyor. Gördüğü evlerin kime, neye ait olduklarını tanımaya başlıyorsunuz.

Kokusundan mı? Taşından mı? Bilmiyorum. Belki milliyetçilik diyeceksiniz, ama tatlısından bir milliyetçilik bu. İşte buradaki evlerin de çoğunun yapısından Ermeni evleri olduğunu seziyorum. 1939’da yapılan caminin etrafındaki yenilere benzemiyorlar. Kerpiçle sıvanmış ahşap kazıklı diplerine taşlar olan evler… Yolda karşılaştığım biri sadece 6 hane kaldıklarını ve kerpiç evlerin çoğunun Ermenilerden kaldığını söylüyor. Diğer evlerin çoğu boş… Hayalet bir köy adeta.

Köy meydanında su sayaçlarını okumaya gelmiş bir memurla karşılaşıyoruz. “Eski köy muhtarına sorun. Delidir o bilir” diyor. Evini gösteriyor. Kapısını çalıyoruz. Yukarıdan inip açıyor kapıyı. İşte diyaloglarımız:

-Ermeni kilisesi neredeydi?

-Karşıdaki toprak yığınının olduğu yer. Altında kaldı o tepenin. (gülümsüyor) Köyün aşağısındaki suni tepeyi göstererek.

-Taşlar ne oldu?

-Deliyim ben sorma. Kalp krizi geçirdim ben uğraşmak istemiyorum bunlarla.

-Niye?

-Gelip sorup duruyorlar…

-E ne oldu bu taşlara, yeni evlerin yapılmasında mı kullanıldı?

-Heee… Makine geldi. Taşları içine attık ufalandı, onlarla da inşaatlar yapıldı…

Abbaslık’tan merkeze inen yol boyunca taş atölyeleri var. bembeyaz kar örtüsünün altında kalan kesme taşlar… Mermer taşlar… Bu taşların o dedikleri olmadığını ve gerçekten eski muhtarın deli olduğunu düşünmek istiyorum…

18 Ağustos 1915

Abbaslık dönüşü Bilecik’in tren istasyonunun önünden geçiyoruz. Hızlı tren inşaatı sonrasında artık burası kullanılmayacak. Demiryolu çalışanlarının konaklaması için yapılan eski lojmanların ortasında koca bir avlu var. Bizim kaynaklar Bilecik Ermenilerinin 1915’te çevre köylerden burada toplanıp Eskişehir’e gittiklerini söylüyor. 18 Ağustos’ta papaz herkesi son ayin için çağırıyor. Bilecik’teki okullara haber salınmış. Ermenilerden kalan evler ve kiliselerin kapı pencereleri sökülecek. Ermeni çocuklar analarıyla içeride ayinde, dışarıda ise kapı pencere sökmeyi bekleyen çocuklar… Bir günde 13 bin 600 Ermeni Eskişehir’e sevk edildi deniliyor Türkçe kaynaklarda.

O kapı penceresi sökülen Bilecik’teki 13 kiliseden bugün eser yok.

küplü köyü kilise mührü ve muhtar mehmet

Küplü’de bir garip muhtar!

Bilecik Merkez’e en yakın köy Küplü. Eski bir Rum köyü. Gelmişken ziyaret edelim diyoruz. Köyün muhtarı Mehmet bey küplü ilköğretim okulunun eski müdür. Köydeki tarihi evler dahil birçok yapıyı korumak için çok uğraşıyor.

Köy okulunun yerinde eskiden Rum kilisesi varmış. Şimdi sadece kilisenin arka duvarı ve önünde birkaç mezar taşı kalmış. “Restorasyon için çok uğraştım. Bak” diyor. Anıtlar kuruluna, belediyeye, valiliğe yaptığı başvuruları gösteriyor. Ama cevap alamamış hiçbir yerden. Kilisenin mührü de kendisinde. Mühür 1898 tarihli. “Her yıl Yunanistan’dan gelir bir kapıda basıp yanlarına anı diye alıp giderler” diyor.

Son uğraşısı ise kendi ailesinden birinin de mirasçısı olduğu köy meydanındaki eski konak. Konağın hemen yanında kiliseden gelme üzerinde haç olan bir taş var. Yanında ise bir çeşme. Rumca yazılı taşlar ise konağın kırılan ahşap merdivenlerinin yerini tutuyor şimdi… “Kaldırtacağım bunları buradan ayıp” diyor.

Çeşmelerle başlamıştık… Susamıştık…

Siamanto’nun şiirinin son dizeleriyle tamamlayalım Bileciği, Eskişehir’e doğru…

Ve bütün ölmüşlerin hayaletleri bu gece
Gözlerim ve ruhumla birlikte şafağı bekleyecek.
Hayatlarındaki susamışlık giderilsin diye
Belki de gökten üzerlerine, bir damla ışık düşer.

Reklamlar

Çeşmeler akıyordu, ama içecek kimse yoktu artık Bilecik’te…” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s