Bohdjalian: “Gerçek adaletin bir gün yerine geleceğine inanmak zorundayım”


Birçoklarımızın çok uzağında ta ABD’de yıllardır bestseller yazarı olan Chris Bohdjalian isminde bir yazar var. Eğer ismi tanıdık değil ise hemen gir Dr. google’a sorun derim. Kitapları dünya sıralamalarında 10 üzerinden en düşük 8,5. 5 üzerinden de en düşük 4 puan ile en çok satanlar listelerinden düşmüyor.

17 romanı toplamda 30 farklı dilde basılan Bohdjalian geçtiğimiz aylarda İstanbul’daydı. Kars, Van ve Diyarbakır demedi gezdi. Gezisinin son gününde de bizim sorularımızı yanıtladı ve önümüzdeki yıl beyazperdeye aktarılması beklenen Sandcastle Girls romanını anlattı.

Aris Nalcı – Bu röportajı kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Hoşgeldiniz ve sanırım yakında İstanbul’dan ayrılacaksınız.

Chris Bohjalian: Trajiktir ki yakında İstanbul’dan ayırlacağım. Burada olmak benim için çok önemli ve değerli özellikle de sizinle sohbet etmek. Ben teşekkür ederim.

Aris Öncelikle sondan başlamak istiyorum. Türkiye’de bir yolculuğa çıktınız bir süre önce. Nasıldı nerelere gitttiniz, neler gördünüz ve ne hissediyorusunuz şu anda?

Chris Bohjalian Aslında Kars’tan doğrudan buraya geldik. Birkaç haftadır soykırım üzerine araştırmalar yapan Khatchig Muradyan’ın kanatları altında ailemle birlikte ülkenizin doğusunun yarısını gezme şansım oldu. Elazığ’a oradan güneye Diyarbakır’a sonra yukarıya Bitlis’e oradan da van ve Kars’a. Bu bir ermeni olarak ailemin tarihinin o bölümü ile tekrardan bağ kurmak için bir şanstı bu. O topraklarla ki benim atalarım yaşamıştı. Ve bu deneyimi eşim ve kızımla paylaşma şansım oldu.

Daha önce de Van’a gelmiştim. Diyarbakır’a Cüngüş’te bulundum. Ama eşim Viktorya ve kızım Grace’in bu kez yanımda olmaları çok önemli bir avantajdı.

Örneğin bir uçurumun köşesinde durup 99 yaşında bir gizli Ermeni ile sohbet edebilmek çok önemli bir deneyim.

chris in anadolu

Aris NALCI Ermenilerle ilgili konular günden güne daha da fazla gündem oluşturuyor. Her geçen gün daha fazla roman yayınlanıyor. Bunlar aslında roman olsa da kurmaca değiller. Birilerinin yaşanmışlıkları. Bize gerçekler hakkında daha fazla fikir veriyor ve gerçek hayatlardan kesitler koyuyor önümüze…

Chris Bohjalian Galiba Gabriel Garcia Marquez’di. “Kurmaca gerçeği elde etmenin bir başka yoludur” diyen. Ben soykırımı konu aan romanım “Sandcastle girls”ü yazarken bir belgesel yazmaya çalışmıyordum. Bir tarih yazmaya da çalışmıyordum. Ben aslında karşılarına bir harita konduğunda hala Halep’in yerini bulamayacak olan Kuzey Amerikalı okuyucularımı yaşananların gerçek olduğuna razı etmeye çalışıyordum.

Bunu da onların tanıdıkları karakterlerle yapmaya çalıştım. Okuyucularımın birlikte vakit geçirmek isteyecekleri Kadın ve erkekler karakterler.

Bu bence kurmacanın insanları tarihle tanıştırabileceği bir yöntemdi.

Tabii ki romanımda bazı rakamlar, ve tarihi bilgiler de var.

Ama öncelikle şunu vurgulamak gerek ki ortada koca epik bir aşk hikayesi var. 1915’te Halep’te geçen bir aşk hikayesi.

Aris Nalcı Dediğiniz Bir şey çok önemli. Halep’in yerini bulamamak. Ya da dünyanın bu tarafını bilmemekle ilgili. Bugünlerde savaştan çokça konuşuluyor. Ve insanlar savaşı ekranlarının önünde izliyorlar. Ama aslında dünyanın bir parçası bu savaşın içerisinde yaşıyor. 1915’te de bu olmadı mı? ABD ve diğer ülkeler yardım etti ancak bir yandan da dışarıdan seyredilen bir şeydi soykırım…

Siz “Sandcastle girls”ü yazmaya daha önce de başladınız. Daha önceki röportajlarınızda belirtmişsiniz. Neden bıraktınız bu romanı yazmayı? Neydi sizi iten…

Chris Bohjalian.- “Sandcastle girls” benim soykırımı yazmaya çalıştığım ilk romanım değil. Daha önce 1993-1994 yılları arasında da bir roman yazma girişimim oldu. El yazısı ile 392 sayfa… Ve bu ilk draftı bitirdiğimde anladım ki korkunçtu. Bu bir romanın tren kazasıydı. Ki hiçbir aşamasında yazılamamıştı. O dönemde bir Ermeni romancı olan Carol Ogadian’ın da kitabı yayınlanmıştı. Ve onun başarısı bana şunu düşündürdü. “Neden birileri benim hikayemi istesin ki”. Carol Ogardian, Maykl Ardilan, Peter Balakian ve o meşhur büyük roman “Musa Dağda 40 gün” ün başarılı ileri dururken. Ve tüm o el yazmalarını kolejime, benim tüm makalelerimin arşivlendiği yere gönderdim.

Eğer günün birinde yolunuz batı Masaçusetse düşerse kolejin kütüphanesinde o roman taslağını okuyabilirsiniz. Ama bunu kesinlikle tavsiye etmem. Çok kötü bir kitap.

Yıllar sonra aynı romanı yazmak için bir kez daha başladım ki bu yazdıklarım “sandcastle girls” olacaktı.

Sandcastle girls 20 yıl önce yazmaya çalıştığım romanla hiç alakası olmayan bir roman oldu.

Hiç ortak noktası olmayan bir roman.

Aris NALCI – Biraz da soykırımın romanını yazmaktan bahsetmek istiyorum. Çünkü bunun çok çok zor olduğunu düşünüyorum. Daha önce de dediğiniz gibi geri dönüp okuduğunuzda romanı çok farklı bir yerde olduğunu hissediyorsunuz. Öte yandan sizin doğrudan geçmişinizde var olan hikayeleri kullanarak kurmaca bir dünya yaratıyorsunuz. Bunların bazıları sizin büyükanne ve babanızdan elen hikayeler. Böyle bir roman yazmak acı verici bir süreç olabilir mi?

Chris Bohjalian – Acı verici olabilir ama aynı zamanda çok önemli Entelektüel bir egzersiz. Özellikle de Kuzey Amerikalılara soykırım anlatmaya çalışıyorsanız. Ve şimdi Sandcastle girls 12 farklı ülkede basıldı ve dağıtıldı. Ben öncelikle Kuzey Amerikalılar için yazıyordum.

Kuzey Amerikalıların okuması için bir roman yazıyorsanız, ilk yapmanız gereken şey okuyucularınız eğitmek. Onlara şunu demek “Orada bu kocaman katastrofik bir şey oldu ve siz bu konuda hiç bir şey bilmiyorsunuz.” Sonra da onlara neden hiç bir şey bilmediklerini anlatmak. “işte sebepleri şunlardır ve bu yüzden kendinizi aptal gibi hissetmeyin” demek.

Sonra hikayenizi anlatmaya başlayabilirsiniz.

“Sandcastle girls”ü yazarken aslında bir yandan da kendi dublörümmüş gibi davranıyordum.

Orta yaşlarda Amerikalı bir Ermeni ki kendi atalarıyla iglili geçmişiniz keşfetmeye çalışıyor.

Şunu söylemem gerek. Sandcastle Girls’ün ana karakteri olan Lora Petrosyan benim bir dublörüm.

Onun üç rolü var.

İlki Oklahoma İndiana veya Alberta’daki okuyucularını kendi ataları için birinci dünya savaşında yaşanan o korkunç anların varlığına ikna etmek. Ve bir dönem bütün dünya bunu bilirken şimdi bilmiyor. Lora bunların hepsini anlatıyor.

Lora, Massachusetts Müzesi’nde bir fotoğrafla karşılaşıyor ve 1915’te Halep’te çekilmiş o fotoğraftaki kadının kendisiyle akraba olabilceğini fark etmesiyle başlıyor. Ve bu bir tarih olduğu kadar bir gizem de yartıyor.

Ve benim için önemli olan bir başka nokta bunun bir aşk hikayesi olması.

Çünkü eğer sadece 1,5 milyon insanın bir çölde öldüğünü yazarsanız kimse onu okumayacaktır belki de ama hepimiz aşk hikayelerini seviyoruz. İngiliz hasta, Corelli’nin mandolini işte bunlar Sandcastle Girls’e model olan romanlar…

Sonra Lora Petrosyan bu resimdeki kadının kim olduğunu anlıyor. Onu kendi büyük anne ve babasını 1915’te Halep’te başlayan hikayesine geri götürüyor.

ERKEK OLARAK KADIN KARAKTERLERİ YAZMAK

Aris Nalcı – Lora’nın aynı zamanda sizin, kendinizin bir kadın versiyonu olduğunu söylemişsiniz. Bu da çok ilginç bir yanı romanın. Erkek bir yazar olarak kadın bir karakterin gözünden anlatıyorsunuz herşeyi. Çünkü çok spesifik bir hikaye anlatıyorsunuz bu zaten oldukça zor bir de karakter üzerinde böyle bir meydan okuma yaratmak size zor gelmedi mi? 1915 kadınlar için çok daha zordu.

Chris Bohjalian – Aslında çapraz cinsiyetlerde yazarken daha fazla eğleniyorum. Zira kadınların sohbetleri şu an seninle benim aramdakinden çok daha eğlenceli.

Ama ana karakterimin o fotoğraftakinin kim olduğunu anlamak için kendi duygusal dünyasını riske atmasını istiyordum. Ailesi hakkında bildiği herşeyi riske atmasını istiyordum.

Bir kadının bir erkekten daha çok bu riski almaya ve o seyahati yapmaya yakın olduğunu düşünüyordum. Bu romanla ilgil düşünmeye başladığımda bile anlatıcının bir kadın olacağını biliyordum.

Sıkça çapraz cinsiyetlerde yazıyorum kitaplarımda. Bunu hikaye anlatıcılığında çok yararlı olduğunu görüyorum ve çok da etkili.

KİTAP GRUPLARINI HAFİFE ALMAYIN

Aris Nalcı – Türkiyeli yazarların İngilizce kitaplarını takip ediyor musunuz? Amerika Birleşik Devletlerinde soykırım romanı yazmaktan bahsediyoruz. Bir belgeselden bir tarih kitabından çok daha fazla kişiye ulaşabiliyorsunuz romanlarla. Burada da son 10 yılda Orhan Pamuk, Elif Şafak gibi isimlerin kitaplarını görüyoruz

Chris Bohjalian- İşleri mükemmel. Ve onların kitaplarını seviyorum. Ve onların işlerinin ABD’de yükseldiğini görmeyi de seviyorum. Kitap grupları ABD’de Türkiye’dekinden daha aktif. Yıllar önce ABD’de Elif Şafak’ın Baba ve Piç kitabı kitap gruplarında en çok seçilen 15-20 kitap arasındaydı. Bu gruplarda genelde kadınlar var. 8’den – 10’larcaya kadar kadın Mineapolis’te veya Miami’de ayda bir buluşup birlikte roman okuyan insanlar.

Aris Nalcı – Kitap gruplarını Türkiye’de bulmak sanırım oldukça zor. Okuma alışkanlığının çok az olduğu bir ülke sonuçta. Geçenlerde bir istatistikte kişi başına yılda 7.2 kitap düştüğünü okumuştum. Şunu sormak istiyorum. Romanlar insanların soykırımda ne olduğunu anlamasına yardımcı oluyor mu gerçekten? İnsanların çoğu sanırım özellikle Ermeni soykırımı konusunda yazdığınızda bunun politik bir araç olduğunu mu düşünüyorlar sadece?

KURMACANIN GÜCÜNÜ SEVİYORUM

Chris Bohjalian – Evet kesinlikle yardımcı oluyor. Bence her tarihsel ve politik konunun anlaşılmasında romanlar çok yardımcı olur. Halit Asani’nin Afganistan ile ilgili kitabı Afganistan’ı ABD’ye anlattı. Ülkemdeki birçok insanın Afganistan’da yaşayan farklı çeşit kimlikler ve nazik insanlarla ilgili hiç bir şey bilmediğine inanamıyordum bu romana kadar.

Baba ve Piç Türkiye’yi ve Türk Ermeni ilişkilerini Kuzey Amerikalılara analttı.

Kurmacanın gücünü seviyorum.

Aydınlatıcı, eğitici ve ilham verici.

HRANT DİNK İLHAM VERİCİ BİR KARAKTERDİ

Aris Nalcı – Birçok yazarı bize kitaplarında şunu söylüyor. Ermeni soykırımı ile ilgili yazmak ayn zamanda iyileştirir. Siz nasıl hissettiniz yazarken. Aynı cümleyi daha önce Hrant Dink de kullanmıştı.

Chris Bohjalian – Hrant Dink diasporalılar için oldukça ilham verici bir karakterdi. Peki soykırımla iglili yazmak aynı zamanda iyileştirici mi. Evet. Çünkü gölgede kalmış hikayeleri öne çıkarıyor. İki taraf için de görünür kılıyor. Her arkadaşlık dürüstlük üzerine kuruludur. Eşim Viktorya aynı zamanda da editörümdür. Taslaklarımı okuduğunda her zaman en acımasız şekilde eleştirilerini sıralar ve hep şunu söyler: “Bunu benden duymayı mı istersin yoksa New York Times’tan mı?” Bunun anlamı “seninle dürüst olmamı istemiyor musun?”

Sandcastle girls’ü yazma süreci kesinlikle duygusal anlamda zorlayıcı idi. Ve romanla ilgili tarih ödevlerimi yaparken sık sık kan basıncımın yükseldiğini hissedebiliyordum.

Kurmacanın eğitimdeki önemine çok fazla değindim konuşurken. Ama gerçekte şunu söylemek gerekir tarihsel kurmacaları ancak tarihçilerin yazdıkları sayesinde yazabiliyoruz. Arşivcilere ihtiyacımız var. Tarihçilere ihtiyacımız var. Benden önce bu ödevleri yapmış insanlara ihtiyacımız var. Anı yayınlayanlara ihtiyacımız var. Bunları hepsiyle birlikte bunun iyileştirici mi yoksa katartik mi olduğunu bilemiyorum. Çünkü kanımın kaynadığını hissediyordum.

GERÇEK ELBET BİR GÜN GÜN YÜZÜNE ÇIKACAK

Aris Nalcı – Soykırımdan çokça konuştuk. Tarihinden yazımına kadar bu programda. Programımızda Ronald Suny’i konuk aldığımız da oldu Taner Akçamı veya başka tarihçileri de . Ancak Amerikalı Ermeni diasporalı bir yazar olarak sizden duymak sitiyorum. 2015’te, 100 yılı geride bırakılan bir soykırımla ilgili nasıl hissediyorsunuz. Siz şimdi buradasınız Türkiye’yi gezdiniz, eski atalarınızın topraklarını belki de. Nasıl hissettiyor, bundan sonrası için?

Chris Bohjalian – İstanbul’da birçok kişi ile tanıştım. Birçokları Ermeni soykırımının gerçeklerini görmek sitiyor. Birçok Kürt ve Türk ile tanıştım ki açıkça atalarının yaptıkları ile yüzleşiyorlar. Bu çok güçlü. 2015 içinde kendi ülkem ABD’de dahi soykırımın “soykırım” olarak adlandırılacağına dair bir beklentim yok. Ya da herhangi gerçek bir politikanın bunu dürüstçe söyleyeceğine. Ama o kadar çok insanla buluştum ki, gerçeği görmek isteyen. Bu eninde sonunda gerçeğin gün yüzüne çıkacağını gösteriyor. Bu 2015-2016 veya 2074’te olabilir.

Gerçek elbet bir gün gün yüzüne çıkacak.

Ve gerçek adaletin bir gün yerine geleceğine inanmak zorundayım.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s