Sürgündeki ressamın eserleri geri dönüyor


Siyasi görüşü nedeniyle 1940’ların Türkiyesinden kaçmak zorunda kalan ve resim çalışmalarını sürdürdüğü Moskova’da ülke hasretiyle hayata veda eden ünlü ressam Jak İhmalyan’ın tabloları 40 yıl sonra yeniden İstanbul’da.

İhmalyan aslında birçoklarımızın ismini duymadığı türkiye’nin yetenek göçü ile Sovyetlere kaybettiği isimlerden biri. Nazım Hikmet, Archille Gorky ve diğer birçokları gibi o da saat hayatına Türkiye’de başlamış olsa da çeşitli siyasi sebeplerle zorunlu bir sürgüne atılmış…

Ressamın 90. yaşı vesilesi ile Mayda Saris’in hazırladığı ve Bir Zamanlar Yayıncılık’tan çıkan bir kitapla anılan Jak İhmalyan’ın Ara Güler tarafından Moskova’da 1970’lerde çektiği fotoğrafları ve tabloları Haziran ayına kadar Beyoğlu’nda İstiklal Caddesi’ndeki Yunan Konsolosluğu’nun Sismanoglu konağında sergilenecek.

Türkiye’nin geçmişine sanatçıların izleriyle bakmaya başladığımız bir yıl 2013’te oldukça anlamlı bir sergi Şişmanoğlu Konağı’ndaki. Salt Galeri’de bu yıl açılan bir sergide 1970’te komünism propagandası yapıldığı gereçesiyle kapatılan sergilerden eserlerin 40 yıl sonra yeniden günyüzüne çıktığını görmüştük. Şimdi ise Türkiye’nin kaybettiği bir değeri tekrar tanıma fırsatı buluyoruz.

Sergide, 1940’ların Türkiyesinde sanat, Jak İhmalyan’ın İstanbul’daki yaşamı, hapishane günleri ve sürgün yılları ele alınıyor.

 

İnsan yaşamının hem gündüzü, hem gecesini tuvale taşıyan Jak İhmalyan, formasyonunu Çağdaş Türk Resmi’nin ustalarından Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Abidin Dino’dan almıştı.

Fovizmin büyük ustaları, Matisse, Rouault, Vlaminck, Derain, Dufy, Braque ve Van Dongen de Jak’ın yaratıcılığının tetikçisi oldular.

Çizdikçe yaşıyordu Jak İhmalyan. Yaşadıkça da hep çizdi.

Yaşam onun için yaratıcılık, sanatsa bir yaşam biçimiydi. Ressamın geride bıraktığı iki bine yakın yağlıboya tablo, desen ve gravürden oluşan büyük miras üretkenliğinin başlıca kanıtı.

 

Ömrünün son on yılı (1968-1978 arası) İhmalyan’ın verimliliğinin doruğa ulaştığı dönem oldu. Bu süre zarfında ürettiği yapıtlar, sanatçının özgün üslubunun, hayata ve insana olan bakışının başlıca tanıklarıdır.

 

Nazım: “Şiirlerim senin resimlerine layık olsun”

 

Fotoğrafın ustası Ara Güler’in sanatçının Moskova’daki atölyesinde çektiği fotoğraflar

da serginin önemli bir bölümünü oluşturuyor.
İhmalyan’ın binlerce büyük yağlıboya ve deseninin önemli bir bölümü Türkiye insanı ve toprağı üzerine. Yakın arkadaşı Nâzım Hikmet, şiir kitabını resimleyen İhmalyan’ın sanatına olan hayranlığını “Bir gün öyle şiirler yazacağım ki senin resimlerine layık olsun”

sözleriyle ifade etmişti.

Jak İhmalyan’ın yapıtları başta Rusya olmak üzere Türkiye, Lübnan, Fransa, Almanya, Polonya, Bulgaristan, Yunanistan ve Ermenistan’daki müze ve koleksiyonlarda bulunuyor.

 

 

Jak İhmalyan 30 Temmuz 1922’de İstanbul’da doğdu. Babası Konyalı, annesi Kayseriliydi. Jak her yaşta resim yapardı, bunda babası Garbis İhmalyan’ın etkisi büyüktü. Zira baba İhmalyan naif bir ressamdı. Jak, resmin çok ciddi bir şey olduğunu ilk kez Abidin Dino’dan öğrendi. Dino ile ilk resim ilişkisi 1936’da başladı. Onu tanıdığında Jak 14-15 yaşlarındaydı. Dino, Jak’ın tomar tomar desenlerini ayda bir iki kez görür, içinden sağlamlarını seçerek onu doğruya ve güzele yöneltirdi. 1936’da Özel Katolik Ortaokulu’nu bitirdi, Fransız St. Joseph Lisesi’ne başladı, ancak daha sonra girdiği Haydarpaşa Lisesi’nden mezun oldu. 1939’da devrimci eyleme aktif olarak katıldı ve TKP’ye girdi. 1942’de İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesine kaydoldu. Akademi’de birinci sınıfı sınavla atladı. 1944’te İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi diploma kursu öğrencisiyken tutuklandı.

 

Jak, 1944 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi diploma kursu öğrencisiyken tutuklandı. Türkiye Komünist Partisi üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanan Jak için artık çileli yıllar başlamıştı. Bu ilk tutuklanışı Reşat Fuat ve arkadaşları davasıyla ilgiliydi.

1946’daki ikinci tutuklanışı ise Dr. Şefik Hüsnü’nün Türkiye Sosyalist Emekçi Köylü Partisi davasındandı ve bu tutukluluğu üç yıl sürecekti.

1944 yılında Sansaryan Han’ın bodrumundaki hücrelerden birinde çile doldurduğu günlerde ziyaretine gelen babasına bozulan saatini veren Jak, onarmasını rica etmişti. O da saati onarmaya götürdüğünde, saatçinin: “Siz bu saati denize mi düşürdünüz? Hep paslanmış”, demesi, Sansaryan Han’ın bodrumundaki nem oranını gösteren önemli bir kanıt. O nemli ortam yüzünden Jak’ın barsakları bozulmuş, yıllarca rahatsızlık çekmiş, ancak uzun yıllar sonra Çin’deyken otlarla

uygulanan tedaviyle kurtulabilmişti barsak hastalığından.

 

1946’daki ikinci tutuklamada ise –yargılama sırasında mahkeme heyetine de göstereceği gibi– falaka sonucu tırnakları düşmüştü. Sorgudan sonra suçları saptanmayanları serbest bırakıp, Jak İhmalyan’ın da aralarında bulunduğu, “suçlu” görünenler, Harbiye Askeri Cezaevi’ne aktarıldılar. Sevgili dostu Aziz Nesin’le de burada tanıştı.

 

HEM ERMENİ HEM KOMÜNİST

Jak’ın kardeşi Vartan İhmalyan’la Sansaryan Han’daki Emniyet Müdürlüğü’nün hücrelerinde karşılaşan Nesin’in notları arasında İhmalyan kardeşler hakkında ilginç bir tespit yer alıyor: “Polisler en çok bu iki kardeşe kızarlardı; hem de iki kez kızarlardı, bir komünist

oldukları için, üstelik bir de Ermeni oldukları için…”

Komünist ve de Ermeni olmanın kabusa dönüştüğü bir yer de askerlik hizmetiydi. Yoğun baskılar sonucu askerliğini tamamlayamadan kaçmak zorunda kalanlar hem asker kaçağı durumuna düşüyorlardı hem de komünist olarak her türlü suçlamayla karşılaşabiliyorlardı.

1946 tutuklamasında Jak’ın aldığı bir yıllık cezayı savcılık az bulmuş arttırılması için temyize başvurmuştu.

Birlikte yargılandıkları ve Jak’la benzer bir durumda olan arkadaşı Doktor Hayk Açıkgöz’le her

türlü tehlikeyi göze alarak yurtdışına kaçmaya karar verdiler. Ağabey Vartan İhmalyan zaten Paris’te bulunuyordu. 1949 Aralık ayı ortalarında trenle İskenderun’a, oradan otobüsle Antakya’ya geçip para karşılığı kaçakçılardan yardım alarak Suriye sınırını aştılar. Lazkiye yakınındaki bir Ermeni köyünün papazı ve köylüleri de onların Beyrut’a varmalarına yardımcı oldu.

 

1949’da pasaport almadan Suriye yoluyla Beyrut’a gidip yerleşti. İstanbul’dan tanıdığı Mari Abacıgil ile evlendi. Oğlu Vaçe doğdu. Lübnan’da yedi yıl kadar kaldı.

 

1956 polonya, 1959 Çin, 1961 Sovyetler Birliği İhmalyan’ın sürgün yolu oldu. Her gittiği ülkede de izini bıraktı. Polonya’da Varşova Radyo Komitesinde, Sovyetlerde de radyo editörü olarak çalıştı.

 

Kendi kaleminden anlattığı hayat hikayesinde de dediği gibi:

“Kendimi bildim bileli, değil bir toplumda, bir ailede bile haksızlığa, güçlünün güçsüzü, kurnazın temizi ezmesine dayanamamışımdır. Bundan ötürü, sevdiğim ve savunmak istediğim kişileri, canlıları çizer dururum. Natürmort bile yapacak olsam, kristal vazolarda soylu yemişlere pek elim varmaz da, mutsuz ya da yarı-mutlu çoğunluğun alçakgönüllü sofrasına gidi-gidiverir fırçam.”

İşte Türkiye’nin siyasi tarihinin karanlık sayfalarının tanımamıza izin vermediği ve tarih sayfaları arasında söndürmeye çalıştığı İhmalyan karşımıza karanlık tabloları ile böyle çıkıyor.

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s