Akabi’nin hikayesi


Akabi Şafakyan ve kızı Ağavni Mandroyan anısına… Tornunun/kızının oğlu Aris Nalcı’dan

Ben ve annemin babaannesi Dikranuhi yaya… Bir de Akabi yayam vardı benim vefat etti.

Bizim ailede yaşayabilen ve eskileri anlatacak yakın akrabalar pek yoktur. Dedelerimiz yayalarımız hep erken göçmüşler bu dünyadan…

Akabi yaya*m, anneannemin annesi en yaşlı bırakanlardan ve bıkanlardan belki bu dünyadan. Kadıköy’de otururdu. Küçükken yanına her gittiğimde böyle tombiş tombiş yanaklarının ardına sakladığı masmavi gözleriyle bana bakar sessizce gözlerimi süzer sonra da o günün Marmara ve Jamanak gazetelerini elime tutuşturur. “Garta” (oku derdi) ben tanıştığımda sanırım 80’lerindeydi. Bana da Börek Mustafa derdi. Benim de yanaklarım tombikmiş o zaman. Şu anda bizim tarih diye konuştuğumuz her şeyi görmüş. 6-7 Eylül, 1915, darbeler, cumhuriyetin kuruluşu onun için birer tarihi olay değil birer anıydı…

Ermenicenin hala var olduğunun en büyük kanıtıydı belki de benim ona zor zar 7-8 yaşındayken Ermenice günlük gazeteleri okumam. benim bölük pörçük zar zor Ermenicem ona yeterli gelirdi.

Onun yerine koyuyorum da kendimi şimdi torununun çocuğunu gören bir yaya artık bu dünyaya bayaa bir iz bırakmış bir insan olarak görür kendini herhalde…

Yıllarca öyle kaldı hikayesi mama*mda saklı. Sonra bir gün açılıverdi kilitli zihin kapıları ve döküldü kelimeler mamamın ağzından, kendisi bile farkında değildi bunları anlattığında kendi annesinin yani Akabi’nin kızının ölüm yıl dönümüydü. (23-24 Aralık)

Akabi yayam Bursalı. Bursa’nın zengin kızlarından. Bursa’da Çekirge’de geçen ay arkadaşımızın düğününe gittiğimizde kaldığımız Boyugüzel oteli ve karşısındaki Yıldız Oteli’nin olduğu arsa onların yazlıklarıymış. Bu yüzden de, İstanbul’a döndükten sonra her yıl bir fırsatını bulup da gittiğinde Bursa’ya o otellerde kalırmış. Otellerdekiler de ondan para almazmış. Nigar diye bilirlermiş kendisini Şimdi oteller o zamanki Türk sahibinin torunlarında ama oteller durmakta…

Karşısındaki hamam Maviyan’ların hamamıymış. Onlar doğrudan Marsilya’ya kaçmışlar ikinci vurgunda…

İkinci vurgun diyorum çünkü iki kez sürgün edilmişler yayamlar. Tabi o zaman sürgün diyormuş çünkü gidenlerin geri gelmediğini çok sonra anlamışlar…

Akabi Yayamları bir günde alıp bir vagona doldurmuşlar. Annem “hayvan vagonlarıymış” diye anlatıyor… Konya’ya kadar iki günde gitmişler. O zaman Bursa Setbaşı’nda Şafakyan isminde bir de dükkanları varmış çarşıda. İpekçilik yaparlarmış. Ailenin bir kısmı Köleyan’lar (Akabi’nin dayısının tarafı) da Setbaşı’ndaki İpekböceği fabrikasının sahibiymiş. Kendileri de Akabi’nin deyimi ile Yeşil’de yaşarmış Kışlıkları orada yazlıkları da Çekirge’deki size bahsettiğim otellerin oradaymış.

1915’te bir gece almışlar hepsini. Herkesi. Vagona. Demişler ki “Sürgün ediliyorsunuz” Nereye ama bilen yok aralarında. O hayvan vagonlarında iki gün iki gece yolculuktan sonra Konya civarında durmuşlar. Askerler açmış kapıları;

“Hayde hacetinizi görün”
O sırada Akabinin annesi Akabi ve ablası Ağavni’nin upuzun saçlarını topuz yapıp içine sakladığı altınlardan iki “garmir altın” vermiş askerlerden birine. Garmir altın kırmızı altın demek. Ama o zaman Ermeniler Reşat altınına “garmir” altın derlerdi.

“Al bu altınları biz gidiyoruz hacet etmeye ama gelmeyeceğiz. Bekleme” demiş Akabi’nin annesi topuzlarını açtığı iki kızını da yanına alarak.

Gitmişler…
Çalılıklarda saklanmışlar sabaha kadar. Sonra sabah ayaklanmışlar. Onlarla birlikte aynı şekilde altın veren veya kaçan birçok Ermeni ile birlikte…
Konya’da o dönem Rumlar “ama Trkakhos Rumlar” diyor mamam. Türkçe konuşan Rumlar demek, varmış…
Haberdarmışlar Ermenileri alıyorlar diye…

Almışlar o kaçanların hepsini evlerine saklamışlar… Akabi yayam, annesi ve Ağavni 4 yıl orada kalmışlar… SAKLANMIŞLAR. Sonra Bursa’ya dönüş yolunu tutmuşlar…

Etti 1919. Bursa’da ikinci yaşama başlama mücadelesi. Bursa o dönem Yunan yönetimine geçiyor. Evleri duruyor hala gittikleri yerde. Yazlık yok artık başkasında ama evlerinde sessiz sedasız yaşamaya devam ediyorlar. O dönem Bursa Yunan yönetiminde. Yunan askerlere pantolon dikiyorlar, yırtıklarını yamıyorlar. Geçimlerini öyle sürdürüyorlar…

Bir yandan savaş devam ediyor. Haberleri geliyor ama evlerindeler…

1921’de. Askerler geliyorlar ipekçilikten terziliğe dönen Şafakyan’ların kadınlarına;
“Bursa el değiştirecek gidin”

11 Eylül 1921 günü Bursa şimdiki tarihçilerin ve Bursa’nın dediği gibi “kurtuluş” günü Akabi ve ailesinin hikayesinin Bursa sayfası kapanıyor. İkinci sürgün. İstanbul Ermenileri Mudanya’ya bir gemi gönderiyorlar Bursa’da soykırımdan kalan Ermeniler varsa hala İstanbul’a aldırmaya.

Aldırıyorlar. Mudanya’dan küçük teknelerle İstanbul’a geliyor Akabi yayam. Burada evleniyor, çocuk yapıyor, torunları oluyor… Dayı tarafından Edincik’te gelin giden Ebruhi de Mudanya’dan gelen gemilerin bir diğer durağı olan Yunanistan yolunu tutuyorlar. Halen bugüne kadar Ebruhi’den ne soyadını biliyoruz ne de haber aldık bugüne kadar Yunanistan’dan bir akrabadan.

Akabi artık ilk sürgünde sadece bir bohçayla yola düştüğü zamanları hatırlar. 1921’in Eylül’ünde sonra başına gelecek olan 6-7 Eylül’ü, darbeyi bilmemektedir daha ama o gün anlar artık neyi bu memlekete helal bırakıp neyi bırakmayacağını… Bursa Yeşil’deki evinde Ermeni ustaların yaptığı yurt dışından gelen cilalarla süslenmiş en güzel ağaçların birleşiminden yapılmış soykırım öncesi zenginliklerinin yegane temsili olan o koca Avrupa porselenleriyle dolu büfeyi sağ elini geçirdiği gibi yıkar, kırar darmaduman eder.

İkinci sürgünde artık geride cansız dahi bırakmamanın hıncını çıkarır belki de Bursa’dan.

Fransızca isim taktığı köpeği Blanş‘ı de yanına almak ister giderken ama izin yoktur köpeklere. Zira millet canını zar zor kurtarıyor köpek ne hacet.

Ama Blanş gelecektir. Akabi yaya anlatır anneme: “Mudanya’ya kadar koştu arabanın arkasından”

İskeleye kadar gelmiş Blanş sonrasını bilmiyoruz…

İşte bizim Bursa hikayemiz Akabi yayanın anlattıklarıyla böyledir… Kızının ölüm yıl dönümünde  torununun ağzından aktardığı kadarıyla…

Bir de derler ki; “neden sizin şarkılarınız hep hüzünlü”
Ne yani şimdi Bursa’yı ben size halay çekerek mi anlatacağım sandınız…

* yaya = anneannea

*mama= mayrig – anne

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s