HEPİMİZ HASTAYIZ! (Radikal’de yayınlanan röportajın tamamı)


46_issue_02_hayko_cepkin_by_mehmeturgutHayko Roxy Müzik Ödüllerinde 3. olmuş. Birinci de değil. Ben Agos’tayım o dönem. Evine gidiyorum röportaja. Ama biliyorum bu adamdan acayip işler çıkacak. Karaköy’deki Getronagan Lisesi’ndeyken de ‘deli’ydi hala ‘deli’. İçeride klavyeler uzun saç renkli gözlükler, bana bir demo verdi hala saklıyorum. Ev yapımı turuncu kapaklı, kendi yüzü var yakın plan kapakta. “İşte bununla çıkacağım” diyor. Sene 2004.

Sene 2013 biz EMI müzik ofisinde buluşuyoruz tekrar. Demo değil artık, biri cebimde, 4 albüm var önümüzde.

Biliyoruz ikimiz de rahat sohbet olacak. O yüzden dertli değiliz. Odada yalnız bırakıyorlar bizi, o da özel olsun diye değil, gülmekten duramazlar bazen de ses yaparlar diye. Onlar odada olamsa da biz bayaa güldük sohbet sırasında o yüzden aralarda kopuklukları siz okuyanlara da aktarabileyim diye paranteze aldım kahkahaları… (gülme sesleri)

Müslüm baba ile başlayalım mı?

Olur. Müslüm Gürses döneminde kıymeti bilinmemiş, sonrasında yeni nesil parçalara girme cesaretinde bulunup, aslında çok iyi, acayip projelerle bambaşka bir kitleye ulaşmış biri Müslüm Gürses. Dönemin en ağır jiletçisini, arabeskçisini bir anda yeni sezon parçalar söyleyerek kendi makamıyla günümüze adapte etmiş ve öyle kıymete binmiş biri. Aslında yaşını aldıkça da insanlara biraz kıymet verme durumu söz konusu Türkiye’de. Ondan sonra da şimdi en entel dantelinin bile vefatına üzgün olduğunu söylediği biri.

Zaten ölüm yaş oranımız çok da yüksek değil. 60’ları görebiliyorsan iyi rakkam olarak bakıyorsun.

 

Sen göreceğini düşünüyor musun o yaşlarını?

 

Yaşamsan sinir stres durumu hepimizin ömründen saat çalıyor büyük ihtimalle. Yaşlanınca çok daha yakışıklı olurum herhalde. Richard Gear gibi. (gülüşmeler)

 

STAR GATE GİBİ…

 

Ne ifade ediyor senin için, Müslüm Gürses, Neşet Ertaş ve diğer yitirdiğimiz herkes? Son albümde Coşkun Sabah’ın bestesi, Ahmet Selçuk İlkay’ın sözleri ile bir parça da var zira.

 

O parça aslında Nilüfer’in albümünde yapıldı asıl olarak. Neşet Ertaş’lar, Müslümler, Orhan Gencabaylar hepsi bir dönem kapısı. Stargate gibi. O dönem kapıları açıldığı anda o kapıların ne kadar açıldığını kimse çok hızlı fark edemedi. Sonra zaman içerisinde bu tarz adamlar aslında kendi kişisel kitlelerini oluşturdular. Çekirdek, yıkılmaz seyirci, yıkılmaz dinleyici, yıkılmaz takibiyetçi dediğimiz şeyi oluşturdular. İsimleri herkes tarafından bilindi ama çekirdek kadro dinleyicileri oluştu. Bu insanlar, aslında dönemler. Şimdi o dönemler kapanıyor. Onların yerine birileri geliyor mu?

Yok.

Gelebilir mi?

İmkânsız.

Şu anda yaşadığımız dünya sebebiyle de imkânsız. Günümüzde başka biri Neşet Ertaş olamaz, bir Mülsüm Gürses olamaz. Kimse bir Michael Jeckson da olamaz Madonna da. Dönemimiz artık seri tüketim haline geldiği için, kıymet değeri çok daha düşük. Bu saydığımız isimler, kıymet gördükleri dönemlerden geldiler, ulaşabildiklerine ulaştılar, verdikleri dersi verdiler, yapabildiklerini yaptılar ve göçüp gittiler. Dönemi de beraber kapattılar.

 

Senin müziğin de öyle mi? Çekirdek kadrolu mu?

 

Benim de yaptığım müzik hal tavır sebebiyle belirli bir kitlenin takip ettiği. Belirli bir kitlenin de müzikal olarak takip etmese de bildiği bir yerde. Benim yaptığım şeyde aslında bir dönem. Bende kendine göre bir dönem kapısını açtım. Ama ben de o yaşları görebilirsem benimle beraber de bir dönem kapanacak diye düşünüyorum.

 

Sen de koyu Beşiktaşlısın. Son maça gittin mi stadınız yıkılıyor?

Yok gidemedim ama seyrettim. Güzel maçtı ya.

 

Maça gidemiyor musun artık?

Çok nadir. Maçı çok kolay seyredemiyorsun. Tribünden bir kaşkol geliyor. Sonra tshirtler, fotoğraflar falan, maç mundar oluyor.

 

7 KİŞİYE KONSER VERDİM

 

Sen bu müzik dünyasında girdiğinde, bir kitesi yoktu senin müziğinin, nerden çıktı bu insanlar?

Yabancı müzik dinleyen kitle varıdı. Türkçe sözlü rock müzik yapmak kolay bir kültür değildi. Bizim de dinlediğimiz şey yabancı kökenliydi. Bunun taklidini yaparak başaldık bu işlere. Taklidini yaparak da güzel olmadı. Türkçe söz yazıyorsun ama sözler çok uyduruk oluyor. O dinlediğin sözlerin Türkçeleşmişini yazıyorsun, buraya ait bir dilim olmuyor. Yani Orijinal sözlerinde “feel the darkneeeesssss” derken onu “Ve o koyu bulutlar gelirdi üstüme” gibi aynı duyguyu yakalayamadığın saçma cümleler çıkıyor. Ne zaman ki biz kendi dertlerimizle uğraşan bir hale büründük işte o zaman bir mantık içerisine oturmaya başladı müziğimiz. Makamsal olarak da, melodik yapısı da değişime uğradı müziğimiz. Yani bu kemik kitle çok fazla konser vererek oluştu. İnsanlara birebir ulaşarak temas yoluyla.

 

İlk albüme kadar çaldığın gruplarda ve solo kaç konser verdin?

 

12 yıl çaldım işte. Kendimiz sponse ettik herşeyi. Albüm çıkarttık hadi talep gelsin diye beklemedik. Koşturduk.

 

İlk albüm çıkmış. İstanbul dışı bir konsere gitmişsin. Kıyafetler, aksiyon, makyaj herşey hazır, ne hissetti Hayko Cepkin?

 

Zaten ilk gittiğin yerde 7 kişi vardı yani. (yırtık kahkahalar)

 

Gerçekten mi?

Tabi canım. İlk gittiğim yerde 7 kişi vardı. İkincide 12 diğerinde biraz daha çok. İstanbul kalabalık olurdu o da davetlimiz çoktu.

 

Yani Hayko Cepkin 7 kişiye konser verdi?

 

İşte o yedi kişi 7 kişiye anlattı 14 etti. Onlar diğerlerine söyledi 28 etti. Bu şekilde fiskos gazetesi ile oluştu kitle. Sadece bir tane televizyonda gözüküyoruz, klibimiz bir tane kanalda yayınlanıyor, radyo çalmıyor. İnanabiliyor musun, radyo benim ilk albümü sert buldu. Komedi yani.

 

Sonrakiler daha sert gelmedi mi o radyoya?

Yumuşamışsın dediler. (yine kahkahalar) Sonra dedim ki ben yumuşamadım siz alıştınız beni dinlemeye. Ben değişmedim, sizi değiştirdim fark etmediğiniz şey bu dedim.

 

BİR ANSİKLOPEDİNİN FASİKÜLLERİ

 

Sen programlı bir insansın. Sakin olmam lazım, Tanışma bitti, Sandık, Aşkın ızdırabı. Hepsi ard arda bir hikâye mi oluyor. Bir planın parçası mı?

Bunlar fasiküller. Sonunda bir ansiklopedi olacak. Şu anda hepsinin ortak noktası ızıdırapları.

 

Son albümdeki Çamur parçanda diyorsun ya hepimiz hastayız, hastayız sanırım değil mi?

 

Hepimiz sinir hastasıyız. Kafayı yemişiz. Kaos manyağıyız. Hepimiz bunu seviyoruz. Hep şikâyet ediyoruz. Mesela bir esnaf ağızı vardır ya “işler kötü” der. Hep öyleyiz. İşin yii olsa bile “aman nazar” der yine işler kötü yapar. Feci derecede bağımlılık aslında bu.

 

Sen de kullanıyor musun o esnaf ağızını?

 

Her zaman. 🙂

 

 

EUROVİSİON KÜLTÜREL AKTİVİTE

 

 

Bu sene Türkiye katılmıyor ama yien de sormak istiyorum heves miydi yoksa yine katılmak ister misin?

 

Eurovision’un o tatlı lezzetli platformu kalmadı zaten. Bizim çocukluğumuzda takip ettiğimiz sevdiğimiz kültürel aktivite kısmından iş tamamen siyasi aktiviteye geldi iş. Zaten müzik yarıştırılmaz. Temsili bir oyun olarak görmek lazım bunu. Armoni manyağı bir adam bile bunun iyi ya da kötü olduğuna kanaat getiremez.

 

 

Peki eskisi gibi değil ise gitmeyi neden istersin, ne anlamı var ki?

 

Eurovision her zaman bir kültür aktivitsi olarak kaldı benim kafamda. Bu yarışma sayesinde 30 tane insanın başka ülkeden kendi dilinde şarkı dinleme şansın vardı. Bunu veriyordu Eurovision sana. En önemlisi kendi dilinde ve kendi kültüründe bir müzikle bilgi veriyordu. Bir ulaşım aracıydı benim gözümde her zaman. O yüzden Danimarkalı’nın Danimarkaca (Danca) Finlandyalı’nın Fince, Alman’ın Almanca söyelmesi gerekir.

 

Gitsem şunu söylerim, şunu yaparım, sahnede dedin mi hiç kafanda planladın mı?

 

Yeni bir beste yapmalısın ve Türkçe yapmalısın. Enteresan olmalı bence. Şov yapmalısın. Orası şov platformu, görseli de beraberinde sunacaksın. Bizim bayaa aksiyonumuz var muhakkak bulurduk birşeyler. Sırf bir tel üzerinde 10 dakika durabilirsin mesela. Hiç denenmedi. Sadece ver bir do major dur! Bunu da yollayacak bir yürek lazım o da ayrı. (Kahkahalar) Ama bence çok konuşulur. Skandal olur. 3 dakika gazel okuyacaksın orada mesela.

 

Sen Türkiye’nin sahnedeki en aksiyonlu kişisisin herhalde. Benim bildiğim tarih içerisinde. Birşeyleri değiştirdiğini düşünüyor musun Türkye’deki müzik dünyasında?

 

Bizim yaptığım ve kullandığımız materyalleri sonradan kendilerine kullananlar çok var. Benim satın almam gereken materyalleri zaten firmalar kiralıyorlar. O yüzden öznel makinalarım olmuyorlar. O yüzden de ben özel makinalar tasarlayıp bunu yaptırıyorum. İki tane asam var. biri boya fırlatan diğeri 14 lazer pointırlı asalarım var.. şimdi bu asaları elime aparat olarak yaptırdım mesela. Kendi vücudumda onları artık oyantıyorum. (burada artık star trek moduna girdik ikimiz de elimizi kolumuzu oynatarak nasıl yaptığını anlatıyor)

Portatif olmasına çalışıyorum bu gerekçlerin ki bir yere gittiğimde mesela Diyarbakır’a, oraya da götürebileyim. Dünya starı değiliz ki tırlarla gidelim. Bir minibüs içerisine sığıp Türkiye’yi dolaşmaya çalışıyoruz. Diyarbakır’a gittiğimiz minibus patladı mesela. Bizim 60 konser 47 şehirlik bir turnemiz oldu işte o yolu minibüsle yaptık. O araba ömrünün kilometresini yaptı ve bir sonraki albümde yola çıktık ama yolda bıraktı bizi. Dayanamadı. 3,5 ayda 47 şehir de 60 konser verdik.

 

Türkiye’nin batısı ile doğusu arasında nasıl bir dinleyici kitlesi farkı var?

 

Biz anadolu turnesini turneyi 2007’de yaptık. Dedik ki ‘bu Anadolu şehirlerinin hepsine gider miyiz gidemez miyiz? Biliniyor muyuz bilinmiyor muyuz?’ diye sorduk kendimize. O zaman sosyal medya daha aktifleşmiş durumda değil Türkiye’de. ‘Gideriz’ dedik. Nasıl gideceğiz? Bizi oralardan davet eden bir organizasyon yok. Şehirleri belirledik yol güzergahı üzerinden, kültür merkezi, kapalı spor salonu terk edilmiş tiyatro, boş bir mekan seçip bunları araştı o zamanki menejerlerimiz. Kendi organizasyonumuzu kendimiz yaptık. Mekanları kendimiz kiraladık. ‘Biz geliyoruz’ dedik. Basılabildiği kadar poster basıldı. O posterlerin bir kısmı durabildi duvarda bir kısmı duramadı. Masrafı çıkrtmak için bilet kestik. Hiç boş konserim olmadı. Hepsini doldurduk. Zarar edeceğimiz en uç Anadolu şehirleri vardı. Hepsinden tapi geldi bütçemiz.

 

Hangi şehirde dinlenmeyeceğini düşünüyordun?

Batman’da mesela Hiçbir fikrimiz yoktu. Batmanda yanmış ve revizyona girmiş bir tiyatroda çaldık. Toplasan 300 kişilik bir mekandı zaten oturma gruplu bir mekan kültür merkezi modunda. Belki 10 kişi olur diye düşünüyorduk. 9 şehirde zarar ederiz ama bunu nasıl hallederiz matematiği ile yola çıktık. Ama geldi insanlar. Biz içeride introlar çalarken oturuyoruz kuliste. Hiç ses yok dışarıda. Çıt yok. Islık falan, alkış yaparlar hani gecikince falan. Hiçbirşey yok.

Kendi aramızda ‘içerisi bomboş’ dedik. Konsere bir çıktık, herkes oturuyor. Tiyatro gibi bekliyorlar. Bilemedin 5-7 şarkıoturuldu genel olarak, sonra 8 de ayağa kalkıldı. 9-10’da öne yığılmalar başladı. 11-12’de hareketler falan başladı. Tam ısındık haydi derken bitti konser. Ama onlar da nasıl birşeyle karşılaşacağını bilmediği için oturdular beklediler. Dinleti modunda başladık yani.

Bütün anadolu şehirlerinde her konser finalinde hemen diğer şehire yola çıkıyorduk. Arada bir gün otelde duş alıp yola devam. Bize şehir sınırlarına kadar yolcu ettiler düğün alayı gibi, kornalarla falan. En son hatırlıyorum bir benzincide durdurdum gelmeyin artık yeter diye ben söyledim, o kadar yani.

 

Senin Diyarbakır konserinin bir videosu var internette. Kapıda yaşlı teyzeler alkış tutuyor. Nası yani dedim bir an kendime, orada sanki daha enteresan bir seyirci var?

 

İmza gününde çocuğunu yana itip kendi imza attıran anneler, babalarla karşılaştım. Demek ki herşeye rağmen hikayeyi doğru anlataiblmişiz.

 

Bu son olaylar çok konuşuldu, avukatına çıklama yaptı olanlarla ilgili sanırım dava süreci devam ediyor. Bununla ilgili benim merak ettiğim. Baştan beri sen müziğinle daha ön plana çıktı ama sana karşı bunu siyasi malzeme yapmaya da çalıştılar arada birkaç olayda. Bunların böyle sana karşı filizlenen bir şey mi? Yoksa var mıydı da biz mi görmüyorduk?

 

Bu filizleniyor olamsı değil. 8 yıldır albümlü 12 yıldır klavyeciyim 35 yıllık yaşayanım. Bunlar başımıza her seferinde çok fazlasıyla geldi. Bunların birçoğunu görünür kılmadık. Bunu ezmenin devamlı şikayet ediyor olmanın yerine her seferinde kendi içimzide halletmeye çalıştık. Fiks menümüz bu. Bugüne kadar iki kez bu konularda medyatik olarak ön plana çıkarılma, ikisi de şantaj nitelikli ve artık dava açılması gereken bir noktaya geldiği için. Yoksa kendi içerisinde kapansaydı bu olaylar da öne çıkacak şeyler olmayacaktı. Çünkü hiçbir zaman bu yönü kullanmak gibi bir niyetim hiç olmadı. İşte Ermenisin diye laf ediyorlar gibi mevzular üzeridnen ağlamak gibi bir niyetim yok çünkü benim bu konulardaki düşüncelerim zaten böyle değil. Bunları sürekli kullanmak eze eze deşifre ede ede kullanmak, bunları deşmek gibi bir niyetim yok.

Bunlar zaten çok konuşuluyor ve insanlar bıktı bu meselelerden. Konuşarak değil çözüm sunarak bunları halletme amacındayım ben.

 

Hayko Cepkin etnik kimliği sebebiyle müziğinde sorun yaşıyor mu?

 

Yaşamıyor. İşte arada böyle insanlar çıkıyor. Alkoln verdiği gazla da olabilir. Alkol alındığında bazen insanlar söylemeyeceği şeyi de söyleme arzusu içerisinde olabiliyor ve cesaretli davranabiliyor. İçinde barındırdığı ancak dışarı çıkartamadığı şeyi de çıkarabiliyor. Bunlar yıllardır başıma gelmiş şeyler ve bununla mücadele etmiş olduğum için beni çok yormuyor. İnsan küfür ederek bir yere ulaşamaz zaten. Millet sabahtan akşama kadar küfür ediyor birbirlerine ama bir sonuç yok. Kişisel boyuta geldiği için Maalesef hikaye deşifre olmak durumunda artık.

Bir köşe yazarı bugün “Hayko’nun bu hikayeleri de artık bıktırdı” demiş mesela. Olaylardan ikisi yansıdı sadece basına, hepsini yansıtsak ne olacak o zaman. Sen iki tanesinden sıkılmış isen gel o zaman benimle birazcık yaşa bak o zaman. Pembe bir dünya yaratmışlar kendilerine ve hayatı algılayamaz bir duruma gelmişler. Gel biraz insanların çektiklerini konuştuklarını gör, siyasi sebeplerden dolayı insanları getirdikleri durumları gelip biraz içerisine gir de o pembe gözlükler ne işe yarıyor onları gör.

 

Benim mentalim çözüm üzerine kurulu. Ben şu anda Türk Hava Kurumu’nda paraşütçüyüm. THK’da

havacılık sektörü içerisndeki bir Ermeniyim. Kolay bir şey değil. Eğitimini aldım görev paraşütçü oldum. Şimdi ben mesela İnönü stadına gerektiğinde bayrak açıp inebilecek bir pozisyonda görevliyim. Bana kimse orada etnik kimliğimle ilgili bişey sorulmadı. Bambaşka bir sektörün içeriine girmiş ve bununla da guru duymuş bir adamım.

 

Kilise korosunda söyledin, Ermeni lisesinde okudun, bu geçmişin sende nasıl bir yansıması var?

 

Gomidas’ın etkisi var. Aslında dört sesli müziği sevmemin sebebi lisede aldığım kilise korosundaki eğitim. Önce bir koro zihniyetinin çok keyif vereceğini düşünmeyerek, önyargılı olarak gittiğim bir yerdi. Sorna melodileri duyup “ne biçim melodiler bunlar” deyip müziğini çok fazla severek ve hissederek okuduğum bir tarz. Bu bana dört sesli batı müziği sevgisini de aşılayan bir pozisyon yarattı, o açıdan bana faydası büyük. Klasik batı müziğine geçiş yapmama sebep oldu. Sornaında da bununla alakalı eğitimler almaya beni itekleyen şeydi.

 

Anadolu’ya yeni turne var mı?

 

Tabi. Haziran sonuna kadar Anadolu var. Sonra Eylül’de tekrar gideceğiz.

 

Kürtçe, Ermenice şarkı söylemeyi düşünür mü demişler sosyal medyadan gelen sorularda. Ne diyorsun?

 

Özel olarak öyle bir şey yapmak gibi bir niyetim yok. Dediğim gibi bu konuları ezmek gibi bir niyetim yok. Ezmeyeceğimi düşündüğüm herşeyin içerisinde olabilirim. Ama ezildiğimi ama çok ajite edilerek kullandıldığını düşündüğüm birşeyin içerisinde olmam. Bu konuların ajite edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bulunduğun şeyin içerisidne neden bulunduğunu iyi anlatabilmen gerekiyor.

 

Okullara genelde üniversitelere konuşmaya gidiyorsun. Nasıl bir tepkiyle karşılaşıyorsun? Seni idol diye gören çocukların/ gençlerin aileleri korkuyorlar mı bundan sence?

 

Yok. Eskiden “sadece belirli bir kiteleye sesleniyor bu adam” modundan şidmi artık genel seyirci kitlesine seslenen bir konumdayım. İlk 3,5-4 yıl zorlayıcı oldu ama ondan sonra çok daha rutin pozisyona geldi. Gittiğim herhangi bir şehirde köşede kenardaki bir benzincinin pompacısı bile seni bilip izzeti ikramda bulunabiliyorsa iyi biliniyorsun anlamına gelir bu.

 

Bana hep denilen şey şu böyle yerlede: “Delikanlı adamsın moruk”, “Sözün özün ağzında bir” diyenler vardı. “adamın dibisin” diyen var. Öyel bir algı oluşmuş.

 

Sosyal medyada ne kadar aktifsin?

Twiterı kednim kullanıyorum. Sosyal medya büyüdükçe hakkında yazılanlar da çoğalıyor. Bunlara anında yanıt verebilmek ve doğrusunu söyelyebilmek adına o platformu senin kullanman gerekiyor bence. Benim ağzımdan birşeyi başkası tarafından yazılması hoşuma gitmez. Kendi cümlelerimle kendim yazmayı tercih ederim.

 

Kendini google lıyor musun?

Bakıyorum arada bir. İngilizce seslendirmeli bide. Okutuyorum…. 🙂

 

 

Gitmek isteyip de gidemediğin şehir kaldı mı?

 

Bir 10-15 şehir kalmıştır herhalde. Kendi memleketime gidemedim, Yozgat’a. Yozgatlı baba tarafı. Orada henüz bir organizasyon olmadı.

 

Var mı orada fanların?

Var var. Yozgatlı olduğum bilinir.

 

Şişli Spor Kulübü’nde spor da yapmışsın eskiden, takımda mıydın?

 

Hep yedektim orada, maçın tam kazanıldığına kanaat getirildiğinde ya da tam olarak kaybedildiğinde sahaya sokarlardı beni, zaten girer aksiyon yapardım, teknik faullerle falan da atılırdım zaten. 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s