“Ha o b.ku yemeyeceğdin”


Payel Güllüdere’nin ardından
img_5664William Saroyan’ın “Hiçkimse hakkında birşey yazılmadan bu dünyadan göçmemeli” sözleri Agos’ta çalıştığım zaman diliminde belki de en çok önemsediğim oldu. Bu yüzdendir ki her perşembe ve cuma günümü gazetede kapıyı çalmaya gelen insanlarla konuşarak geçirdim.
Bu sohbetler sırasında tanıştığım daha önce ismini çok kereler duyduğum biriydi Payel Güllüdere… 18 Aralık 1953’te doğdu ve 18 Aralık 2012’de cenazesini defn ettik Kumkapı Meryemana Kilisesi’nden. Cenaze törenini yöneten Rahip Tatul Anuşyan “Bu dünyaya kolay kolay Payel Güllüdereler gelmiyor” diyordu.
Gerçekten de gelmiyor…
Yıl sanırım 2009, kendisini Ermenilerin büyüttüğünden bahseden bir Türk arkadaşım ile sözlü tarih çalışmaları yapmaya çalışıyoruz. Sürekli bahsettiği Sivaslı aile dostu Payel Güllüdere ile ilk kez o gün karşılaşıyorum. Bizi evine davet etmiş Bakırköy’deki evine gidiyoruz. Tepede bir ev. Çatı katı gibi. Kızını tanıştırıyor Esayanlı. Sonra oğlunu. Karısını. Çok sevinçli. Ben de bir o kadar utangaç. Zira o beni büyük biri zannediyor Agos’un Yazı İşleri Müdürü olduğumdan ama değilim… Yaş 29.
Sonuçta davalara gidiyorum ya, ona yeter ‘deli’kanlı olmak için.
Sofraya oturuyoruz. Çok iyi hatırlıyorum bir salı günü. Aklımda “yarın çarşamba Aris dağıtma sakın” diyorum. Ama Payel abi konuştukça muhabbet uzuyor. İçtikçe içiyoruz…
Payel Güllüdere’yi aslında ben birçok kez Ermenistan’a göç etmiş olan kardeşim Boğos Yeğyazar’dan biliyorum. O yetimlere, yardıma muhtaç olanlara hep soru sormadan yardım eden, asla da yardım ederken “ilerde bu yardım bana döner mi?” diye kendine sormayacak bir insan. kendi toprağıan kendi ülkesine kendi toplumuna gönlünden geldiğince, gönlünün büyüklüğü kadar yardım eden biri.
Agos’a uzak dursa da hep satın alıp okuduğunu, köşedeki şark kahvesindekilere nasıl zorla okuttuğunu anlatıyor.
Köşedeki Laz bakkalı anlatıyor.
“Niye satmıyorsunuz burada?” diye…
Agos satılıyormuş önceleri. Haberim yok.
Sonra satış düştüğünden gazete gelmemeye başlamış. Oysa o bir tane de olsa Agos’un gelmesini istiyor o bayiiye.
Tam karşısındaki milliyetçi gazete bayiinin Agos satmayı reddettiğini öyle bir anlatıyor ki ben bile gazete gönderelim istiyorum Laz bakkala, diğerine inat olsun diye.
Anadolu’nun bir yerinde Müslüman bir Ermeni var ise eğer onun bayide Agos görmesi, memleketin diğer yerlerinde Ermenilerin yaşadığına dair nasıl bir kanıt ve kendisi için nasıl bir destek ise Payel abi için de köşedeki Laz bakkalda gazete görmek o kadar önemliydi.
Asıl mevzu gecenin ilerleyen saatlerinde rakımız arttıkça gündeme geliyor…
“Nedir bu memleketin hali?”
Payel Abi 80’lerde bir yazı yazar. Alır Cumhuriyet Gazetesi’ne postalar. Yazı beğenilir ve sonra basılmaya karar verilir. Payel Güllüdere çok sevinir… Ama sonra dönemin Genel Yayın Yönetmeni’nden (ismini vermeye gerek yok herkes biliyor) bir mesaj alır:
“Gel görüşelim”
Gider görüşür.
Derler ki kendisine bu yazı çok güzel ama biz şu anki şartlarda bunu basamayız… İlerde basacağız…
İşte o zaman bu zaman Payel Güllüdere bu yazıyı kimseye vermez. Cumhuriyet basacak diye… Aslında basacağı da yoktur ama Payel abi sadıktır sözüne vermez kimseye sadece anlatır…
Cumhuriyet Gazetesi’nin o müthiş arşivlerinde bu yazı bulunur mu ve bugünün “şartlarına” uygun bulunur mu bilmem ama Payel abinin o gece bana anlattığı Cumhuriyet’e yazdığı mektup şöyle bir hikaye içermektedir;
Payel Güllüdere üniversiteye gitmektedir. Üniversite yıllarında İstanbul’un o meşhur Haydarpaşa garından gidip gelmektedir memlekete. Trenle yaptığı her yolculukta halası ve teyzesi her seferinde ona yolluk vermektedir. Payel abi artık 18’dir ve memleketten İstanbul’a geliş uzun sürmektedir. Artık reşit bir birey olduğundan yanına evde yapılmış boğma rakı da verirler. Bir beze sarılmış halde… Bundan sonrası onun ağzından o gece telefonuma kaydettiğim seslerden:
“Yanımda alkol var, binmişim trene. Bilmiyorum ki kompartımanda yanımda kim olacak. Yol da geçmez sadece muhabbetle uzak meret… Kapıyı çektim oturdum bekliyorum inen binen olacak mı diye. Binen olmuyor. Bir tek bir durak sonra bir amca biniyor. Bakıyorum sakallı falan. Bir tırsıyorum. Anamın dolmaları var halamın kuru etleri, ama rakıyı çıkarayım mı acaba diye düşünüyorum. kompartımanda ikimiziz sadece. Olacak iş değil normalde. Ama işte öyle… Ben ona bezime sarılmış tavuktan veriyorum o da bana dana etinde. Sonra muhabbet ilerliyor. Bana diyor ki amca ‘Burada bir rakı olsa da içsek şimdi bu etin yanında olma mı’ diyor. Önce beni deniyor zannediyorum ama sakallı amcanın bir süre sonra içten olduğunu anlayınca çıkarıyorum rakımı. Beraberce boğduk orada. Sonra benim ineceğim durak geldi. Memlekete dönüyorum ya bir durak sonra ineceğim. Amca diyor ki kal bir sonrakinde in gel bizim evde konuk ol ciğerimsin. Yok diyorum anam bekler, olmaz. Yok diyor gel olur iki gün daha beklesin ne ki iki durak daha… Olurdu olmazdı… Benim durağa geliyor Doğu Ekspresi. Düdük çalıyor. Diyorum ki amcaya
‘Ben gidiyorum rakı sende kalsın, mutlaka geleceğim.’
‘Adını bağışla oğul’ diyor…
‘Payel’ diyorum.
‘Ne?’ diyor.
‘Paris’in P’si ile Payel’ diyorum.
‘O ne biçim isim?”
‘Ermeniyim ben amca’
Cevap geliyor…
‘Ha o b.ku yemeyeceğdin oğul, ha o b.ku yemeyeceğdin….’
Düdük son kez olduğunu belirtmek için üç kez çalıyor kısa kısa. İndim indim yoksa anamı görmeyeceğim birkaç gün daha…
İçim yanıyor. Amcaya mı cevap vereyim. Yoksa o boku ağzıma tıkıp trenden ineyim mi?
İndim arkadaş, indim…
Amcanın adını bile sormadım ki sonra dönüp anlatayım ne olduğumuzu neden olduğumuzu…
Ama o b.ku yedim…
O gün gazetede askerlerin Kürt köylülere yedirdiklerini görünce o aklıma geldi.
Şimdi bugün köyleri boşaltılanlara yapılanlardan bahsediyorum. En azından onlar kimin b.knu yediğini biliyor… Ben onu da bilmiyorum. Ne ettim ne buldum…
Onlara yapılan bu davranıştan utanıyorum ama bir de benim yediğim b.k’a bakın. 25 yıldır içime oturan. Ermeni olduğum için yedirildiğim o b.ktan”
İşte benim teybime yansıyan ve malum gazeteye yansıyan hikayesi budur Payel Güllüdere’nin. Bilmem O ‘malum’ bulur mu o mektubu, var mıdır hala o mektup arşivlerinde ama bende kalmasın. Hakkında tek satır yazılmadan gitmesin Payel Güllüdere…
Nur içinde yatasın…
Biz deyimimizle…
“Asdvadz Hokin Lusavore” (Tanrı ruhunu aydınlatsın)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s