Suriye Ermenileri Türkiye’nin diaspora ile barışması için bir basamak mı?


İstanbul Ermeni Patrikliği tarafından 26 Kasım’da yapılan ‘Suriye Ermenileri için insani yardım çağrısı’ başlıklı açıklama ve Suriyeli Ermenilere insani yardım ulaştırılması konusundaki girişimin öncesindeki görüşmeler önümüzdeki birkaç yıl içerisinde Türkiye’nin dış ve iç politikasında Ermenilerle nasıl ilişki kuracağının bir yol haritasını da ardında barındıran gelişmeleri ortaya çıkarıyor.

Başepiskopos Aram Ateşyan başkanlığında Türkiyeli Ermeni hayırseverlerden bir grubun oluşturduğu bir heyetin, devlet yöneticileriyle görüştüğü belirtilen açıklamada yetkililer, Ermeni toplumunun temin edeceği yardımların Kızılay vasıtasıyla Suriyeli Ermenilere ulaştırılabileceği konusunda güvence veriyorlar.(http://www.agos.com.tr/haber.php?seo=patrikhaneden-suriye-cagrisi&haberid=3578)

Gelin son birkaç ay içerisinde Türkiye’nin dış politikasında Suriye dışındaki gündeminde kalan konularda özellikle diaspora ile ilgili yaşanan gelişmelere bakalım.

Yukarıdaki bu yardım haberi aslında Suriye’de yaşananların Türkiye’nin dış politikasının diğer alanlarına da nasıl doğrudan yansıyabilme potansiyeline sahip olduğunu göreceksiniz.

Nasıl mı? Şöyle.

Öncelikle Türkiyeli Ermeniler ve bazı diğer Avrupalı Ermeni Yardım Kuruluşları Suriye’deki Ermenilere yardım konusunda biraz geç kalmış durumdalar. Bu konuda en son “uyanan” belki de diaspora oldu ne yazık ki. Dünyanın dört bir yanındaki Ermeniler Suriyeli Ermeniler için yardım elini Ermenistan’dan bile daha geç uzattı. (ABD’yi dışında bırakıyorum daha ilk hafta yardım gönderdiler)

Bile diyorum çünkü, küçücük ekonomisi ve bünyesi ile Ermenistan bile uçaklarının Erzurum’a indirilmesini kabul ede ede yardımlarını gönderdi. Taşnaktsutyun Partisi, yardımlarının Türkiye kontrolünden geçmesine aldırış etmeden, yerine ulaştırmak için siyaseti bir köşeye bırakıp uçaklarının Erzurum’a indirilip kontrol edilmesini dert etmeden insani olanı zamanında yapabildi.

Öte yandan yardım yapılabilmesi için Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Türkiye Ermeni toplumu arasında yapılan görüşmelerin özellikle basından ve kamuoyundan saklanıp daha sonra uygun bir zamanda İstanbul Ermenileri Patrikhanesi tarafından açıklanmanın yapılması, görüşme sonrasında bazı hassasiyetlerin öne çıktığını gösteriyor.

Murat Sabuncu T24’teki yazısında şunları söylerken bu görüşmelerin bu hassas kısımlarını da deşifre etti belki de fark etmeden;

Türkiye’ye gelmelerinin herhangi bir politik istismara yol açmasını istemeyen Halep’teki Ermenilerle ilgili bir süre önce iki önemli görüşme gerçekleşiyor. Görüşen grupla ilgili olarak, sadece Türkiye vatandaşı ve tanınan, aydın insanlar olduğunu söyleyeceğim. Görüşülen makam ise önemli. Cumhurbaşkanlığı… İlk görüşme Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Ahmet Sever ile… İkincisi hemen ertesi gün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile… Gül konuklarını uzun uzun dinliyor, notlar alıyor. Dışişleri ile de irtibat kuruyor. Kendisiyle görüşenlere şu net mesajı veriyor: “İnsan hayatı söz konusu. Bu işin siyaseti, istismarı olmaz.. Elimden geleni yapacağım.” (http://t24.com.tr/yazi/gul-halepteki-ermenilerin-turkiyeye-gelmesi-icin-devrede/5955)

Murat Sabuncu’nun bu yazdıkları Türkiye’nin iç siyasetindeki yoğun gündemden dolayı birçok gazetede haber bile olmadı. Ama kendisi ertesi gün katıldığı bir ekonomi programında televizyonda yine tekrarladı sözlerini.

Sabuncu’nun kaynaklarına göre Cumhurbaşkanı’nın şu anda Halep’teki Ermeniler için sanki artı bir pozitif ayrımcılık uygulayarak yardım sağladığını düşünebilirsiniz. Ancak şu anda Türkiye zaten Suriye’den gelen herkese bu yardımı yapıyor. Kendi yaşamını idame ettirebilecek kadar parası olanlara 1 yıllık oturma vizesi, burada işi olanlara uzun süreli çalışma vizesi zaten veriliyor. Dolayısı ile aslında herhangi “+” bir durum yok.

Sabuncunun sözlerinin ilk cümlesi aslında olan biten her şeyi özetliyor; “Türkiye’ye gelmelerinin herhangi bir politik istismara yol açmasını istemeyen Halep’teki Ermeniler”

Şu anda olanlar ise tam da bu manada ileride kullanılmak üzere atılan politik adımlar gibi geliyor bana. Bir yandan Başbakan ve Gül arasındaki söylem farklılıklarının basında sıkça yer alması, bir yandan seçimlerin yaklaşması. Ve tabi ki 2015. Her fırsatta Türkiye basını, Ermenilerin şimdiden 2015 için 80 milyon dolar topladığını, Türkiye’nin ne yapacağı konusunu gündeme getiriyor.

Gül’ün bu adımları Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun diaspora tanımını genişletmesiyle birlikte çok daha farklı bir boyuta geçiyor. Davutoğlu diyor ki; “Sadece Türkler değil, bu topraklardan göç eden herkes bizim için diasporadır

Davutoğlu, Ermeni, Yahudi, Rum, Latin Amerika’daki El Turco’lar ve Arjantin’deki Araplar dahil Anadolu’dan giden herkesle temasa geçileceğini belirtiyor önümüzdeki yıllarda. Bunu da Fransa’daki Suriye’nin dostları toplantısında yapıyor. (http://haber.gazetevatan.com/diaspora-tanimini-genisletti/462930/1/Haber)

Suriyeli Ermenilerin de diaspora olduğunu hatırlayalım ve Suriye yardımlarının fitilinin Cumhurbaşkanlığında yakıldığını ekleyelim, üstüne de Sabuncu’nun yazısındaki iddialar.

Şimdi tüm bunları “arka arkaya ve uç uca bir ben mi ekleyebiliyorum” diye soruyorum kendime. Kendimi bir komplo teorisyeni sanıyorum bir yandan. Ama bugüne kadar yaşananlardan bir komplo veya bir “bit yeniği” olmadan bu tür açıklamalara girişilmeyeceğini bilecek kadar yaşım var ne yazık ki.

Önce Osmanlı topraklarının tamamı diaspora oldu. Sonra oy hakkı kazanıldı sonra da “insani yardım” adı altında “toprak altı” siyaset yapılıyor.

Bugün Suriye’ye yapılacak olan bu yardımlarda Türkiye Cumhurbaşkanı’nın sözlerinin etki sahibi olması 2015’te Türkiye’nin diaspora üzerinde kurmayı planladığı hükümdarlığın ilk adımlarıdır.

Unutmayalım rejimler içlerine alarak eritirler muhalefetleri ve yaptıkları kötülüklerden mağdur olanları.

2011’in şu günlerinde Roboski Katliamı’nda yakınlarını yitirenlerin ailelerini devlet kurumlarında işçi, şehit ailelerini memur yapar kendine emperyal Türkiye sistemi.

Aynı şekilde başının eğik olduğu diaspora önünde de kendi başını kaldırıp önünde duran koca gerçeğe bakmaktansa o milleti alaşağı ederek pozisyonunu değiştirmemeye bakan bir devlet anlayışı ile karşı karşıyayız.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun şu sözlerini hatırlayalım yine “Ermenilerin acısını hissetmek, anlattıklarını ağızlarına tıkmamak üzere bir anlayış. Ermenilerin karşısında ‘1915’te hiçbir şey olmamıştır’ diyen bir Dışişleri Bakanı yok. Ben yaşananlara soykırım demem ama diyenin kendi tercihi.”

Peki tüm bunlar olurken samimiyse bu siyasiler;

Neden yardımlar Ankara’daki Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Federasyonu tarafından gönderilmiyor

Neden ANİ hala ANI,

Neden AKHTAMAR hala AKDAMAR,

Neden Anadolu’da kazılıp mezar taşı çıkan topraklara yol yapılıyor,

Neden hala Türkiye’de acılarımızı somutlaştırıp vicdanlarımızdan dışa vurabileceğimiz bir tek anıt bile yok…

Neden ERGENEKON caddesi de HRANT DİNK değil…

Umarım Türkiyeli Ermeniler busürecin bir yerinde 2015 yolunda basamak olarak kullanılmıyordur… Diyalogun doğru cümlelerle ve içtenlikle başlaması gerekiyor, gizli siyasi ajandalarla değil…

Not: Yazıyı noktalarken, Suriyeli bir Ermeni gazeteci dostumdan not geldi; biraz şakayla karışık. Gelsek şunları isteriz diyor arkadaşım:

1 Tam vatandaşlık hakkı
2 Bu vatandaşlık hakkımın ardında geçmişe dönük hak iddia edebilmem için bir ek kararname
3 Can güvenliğimin sağlanabilmesi için ek haklar

Kim hak vermez bu üçü için?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s