İfade tamam, ya özgürlüğü!


Bu hafta başında şu dizisiyle meşhur olan Ankara Polisiyesi’n gittim. Ne diyeyim ben de kapılmıştım dizideki DEVpolis imajına. Çok abartılı ama belli ki Türkiye’deki ilklerden biriydi film. Para kazandırayım dedim sinemada izledim o yüzden.

Bir arkadaşım bana “erkeklerin toplu sinema izleme geleneğini yeniden uyandırdı” demişti. Yok öyle olmamış izleyicilerin çoğunluğu kadın idi.

Film böyle vasat giderken dakka 45 mi ne br gol “Abi ben Ermeni miyim?, Rum muyum? Kürt müyüm? PKK’lı mıyım?” repliği beynimden vurdu bir anda. Tutuklanan hafif deli bir hırsız kurtulmak için Behat Ç.’ye bu açıklamayı yapıyordu yaka paça kapıdan nezarete giderken.

Eminim filmin yapımcıları ve senaristi ve yönetmeni “olayları olduğu gibi göstermek” adına bu repliği yerleştirdiklerini söyleyerek kendilerini savunacaklar ve bizim de diyecek bir lafımız kalmayacak belki. Ama Hrant Dink’in de konu edildiği Kurtlar Vadisi bölümleri aklıma geldi hemen. Tüm bunların filmlerde kullanılması bir yandan suç sayılan şeylerin görünür kılınmasına hatta belki de ibret olunmasına çalışılırken. Farkında olmadan izleyicilerin bir kısmının da sempatisini kazanıyor.

Behzat Ç’yi çok iyi anlıyorum. Ama şu anda sokaklara baktığımda oradaki ironiyi ve eleştiriyi anlamayan birçokları sokaklar; ellerinde tesbihler ve biralarla kendilerinde insan dövme hakkı bulan polis adayları ile kaynıyor. Bir yandan da işkenceciler yetiştiriyor olma olasılığını görmezden mi geleceğiz.

Evet belki ‘hollywood da bunu yapıyor’ diyeceksiniz. Ama biz, Türkiye hassasiyetletleri ile bu konuların bu şekilde işlenmesine hazır mı dersiniz. Avrupa’da ve ABD’de son yıllarda meydana gelen katliamların bilgisayar oyunları ve filmlerden esinlenen gençlerin eline bir silah geçirip sokağa fırlamasından yola çıktığını unuttuk mu?

Öte yandan filmlerde kötülüğün deşifre edilmesi adına kötülere verilen bu görünürlülük hakkı neden Ragıp Zarakolu ve Prof. Dr. Büşra Ersanlı gibilerinin fikirlerini savunanlara verilmiyor.

Zarakolu ve Ersanlı, ahmet Şık ve Nedim Şener gibi isimlerin savunduğu düşünceler dizilerde ve şu çok beğendiğimiz son dönem Türk sinemasında ancak marjinal karakterler olarak kalıyor.

İş böyle olunca ben de sinemanın siyasi olarak sadece bir kesimin amaçlarına hizmet ettiğini düşünmekten kendimi mıyorum. Zira kitlesel bir etkileşme aracı sinema. İki lafı bir araya getiremeyen çoğu siyasetçiden daha etkili olabilir bazen. Dolayısı ile siyasal kurumların kendileirni ifade etmekte kullanılabilecek bir medya aygıtı.

Ben bu yazıyı yazarken Bülent Arınç televizyonda bir açıklama yaptı: “Bu sosyel medyayı çok kirletiyorlar, elemek gerek”. İfade özgürlüğü konusunda bundan daha da kötü bir yerde olamazken bir de sosyal medyadaki yorumlara el atılmasını zaten merakla bekliyordum. Zira geçenlerde Facebook’tan Başbakan’a eleştiri yazan gencin 3 yıl hapis cezasına mahkum edildiği haberi Arınç’ın bugün yaptığı açıklamanın, sözden de ileriye gideceğini anlatıyordu.

Evet yakında Facebook ve Twitter’da bazı isimlere ve sözlere sansür gelecek. Şimdiden yazıyorum. Belki ileride yazamayabilirim!

Gördüğünüz gibi sinema bazı fikirlerin ifade özgürlüğü alanını genişletiyor. Ama diğer tarafta sosyal medyaya kıstırılmış ifade özgürlüğü alanları içerisinde oynayama çalışan bir diğer fikir sistemine ise bu sanal ifade özgürlüğü tatmini dahi fazla görülüyor.

İfade tamam ama özgürlük yok olmakta…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s