Çokkültürlülükten milliyetçiliğe giden yol


Libya’da Kaddafi’nin yakalanmasının ardından şeriat ilan edildi. Bir önceki liderin “devrim” sloganlarıyla başına getirildiği ve totaliterleştiği gerekçesiyle devrilen devlet artık şeriatla yönetilecek.

Aşiret sisteminin hakim olduğu Libya’daki bu değişim ortadoğudaki diğer ülkelerin de gelecekleri konusunda bir öngörü sağlıyor.

Tunus’ta yapılan ilk “demokratik” seçimde ise AKP’nin seçim kampanyalarını yürüten ekip rol almış. Türk bayrağına benzerliği ile aklımızda yer eden Tunus anlaşılan bundan sonra siyaset ile de bize benzeyecek.

Avrupa’da ise bir başka dönüşüm yaşanıyor. Yıllardır çokkültürlülük vaaz eden Avrupa, çatlamaya başladı. Farklılıkların bir arada yaşayabilecekleri tezinden yola çıkarak ulus-devlet yapıları içerisinde eyaletler, kantonlar, reyonlar ve bölgelere ayırdıkları devletlerde çokkültürlü yaşam için diğer dünyaya örnek oluşturdular.

Ancak son iki yıldır Avrupa’daki seçim sonuçlarlına baktığımızda bu çokkültürlü yapının milliyetçiliğe doğru evrildiği tespitini yapmak için uzman olmaya gerek yok. Birçok konuda Türkiye’deki Kürtlerle ilgili sorunların çözümüne örnek gösterilen İrlanda, İspanya, Fransa ve daha nicelerini incelerken şu anda Avrupa’da sistemin çökmesine yol açan bu unsurların gözardı edildiğini düşünüyorum.

Batı yine eskimiş giyisilerini Türkiye’ye veriyor. Küçük kardeşin ağabeyinin veya ablasının giyisilerinin kolunu katlayarak, pantolonlarının paçasını keserek kendisine uydurmaya çalıştığı kıyafetler gibi Türkiye de Batı’nın eskimiş giyisilerini (politikalarını) kendine uydurmaya çalışıyor. Oysa Türkiye’de özerklik kendine özel bir şekilde yapılandığı zaman kalıcı çözüm sağalaycak. Ulus-devletleşme yaşanırken Batı’nın aynısını kopyalayan Türkiye’nin 88 yıllık Cumhuriyet tarihinde ne kadar “cumhuriyet” olduğu ortada. Bunu dikkate alıp özerkliği de iyi şekillendirmek gerekiyor.

Birçok AB ülkesi çözüm bulamadığı bu çokDağılmışlık durumunun daha da ilerlememesi için Avrupa ülkelerinin çoğu sorunun üstüne kehribar dökerek  olayı dondurmuş durumdalar.
Ne ileri ne geri…

Belçika bu çokDağılmışlığa iyi bir önrek. İki yıldır bir türlü kurulamayan hükümet, düzenli bir bürokrasinin bir ülkeyi hükümetsiz ne kadar rahat yönetebileceğinin göstergesi. Aynı beyni olmayan vücudun yaşamaya devam edebileceği gibi.

***

AB’nin başkenti Brüksel’de bi devlet dairesine giriyoruz. İçeride Türk, Kürt, Ermeni, Gürcü, Faslı ve daha sayamayacağım kadar farklı halktan çalışanlar var. Her biri azınlık olduğundan, devlet onlara birlikte yaşamanın gerekliliği olan her hakkı tanıyor. Hatta bu konuda yapılan bir yasa, devlet dairelerinde azınlıklara nüfustaki oranları kadar temsil edilme “zorunluluğu” veriyor.

Yani Brüsel merkez ilçesinde devlet kurumlarında yasal olarak %10-12 oranında Faslı çalışmak zorunda. Bir azınlık bireyini çalıştırmaz iseniz ceza, çalıştırır iseniz de vergi indirimi alabiliyorsunuz.

Kurumlar da bu indirimden yararlanmak ve ceza almamak için mutlaka bir azınlık bireyini çalıştırıyor. Dolayısı ile devletin resmi dili olan Fransızca veya Flamanca bilsin bilmesin herkesi işe alıyorlar.
Sonuç: Devlet dairesine giden Belçikalılar önce karşısındaki devlet memuruna dil öğretiyor sonra istediğini alabiliyor. Devlet dairesi Babil kulesi gibi. Herkes aynı dili konuştuğunu sanıyor ama kimse anlaşamıyor. Bu da gün geçtikçe içten içe Belçika’daki halkları birbirlerine karşı nefret söylemleri geliştirmelerine ve birbirlerinden nefret etmelerine yol açmaya başlamış.

Belçika’nın en büyük azınlığı Flamanlar. Daha doğrusu devlet ortağı.

Flamanlar ile yıllardır başı dertte olan Belçika’da asıl derdin Flamanlar değil de Frankofon Belçikalılar olduğunun anlaşılması birkaç yıl öncesine dayanıyor.
Nasıl mı?
Belçika hükümeti bir bakıyor ki zamanında özerklik verdiği Flamanlar çok çalışkan. Kendi bölgelerindeki yollarından tutun da binalarının ve üretilen gıdaları kalitesine kadar herşey Frankofon Belçika’dan daha iyi. Dolayısı ile gelinen noktada ‘Milliyetçi Belçika’ bırakın ayrılmayı Flamanların iktidarını bile kabul etmiş durumda. Çünkü bu, ‘Milliyetçi Belçikalılara’ çalışmadan kazanma  şansı veriyor.

Ama bir yandan, bu şekilde bir ekonomik sarhoşluk ile ülkeyi kaybetme korkularını da gizlemiyorlar.

Anlayacağınız bir arada yaşama felsefesi Belçika’yı hükümetinden ve büyük bir ihtimalle de kimliğinden edecek. Çünkü Fransız-Germen-Valon krallıklarının biraraya gelmesinden kurulan bir krallıktan ulus-devlet yaratmaya çalıştığınızda varacağınız son budur.

Burada ‘Miliyetçi Belçikalılar’ derken tırnak (‘) kullanmamın sebebi gerçekten de Belçikalıların milliyetçi olmaması. Sadece durum öyle bir zorluyor ki bir bakıyorsunuz milliyetçi konumuna düşmüşsünüz.

Bu yazıda birçok denklem var. Ben sadece gördüğüm deneyimlediğim Belçika’yı örnek verdim. Halbuki;

Bu denklemin soluna Belçika yerine İspanya, Fransa, Romanya;

Sağına ise Flaman yerine Katalan, Fas, Macarları koysanız da herhangi bir şey değişmeyecektir.

Bizim burada dikkat etmemiz gereken denklemin solunda Türkiye sağında da Kürtler olmaması. Türkiye Avrupa’dan aldığı formülü değiştirip yeni bir denklem yaratmak zorundadır.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s