Reality tarih şov


Murat Bardakçı, Pelin Batu ve Erhan Afyoncu’nun yayın döneminin başından bu yana bir televizyon kanalında birlikte yaptıkları ‘tarih’ altyapılı reality şov programı ekranlara yeni bir yayıncılık anlayışı getirdi. Program bu krizde, kanalı için yapılabilecek en iyi şeyi yapıyor. Reyting topluyor. Nasıl mı? Zaman zaman Pelin Batu ile Murat Bardakçı’ya tango yaptırarak, zaman zaman da kendi aralarında suni gerginlikler yaratarak.

Programda konu, ne olursa olsun dönüp dolaşıp 1915’e geliyor. 9 Mayıs gecesi de aynen böyle oldu. Bardakçı sürekli “gelip karşısına çıkacak tarihçilere elinde ‘gerektiği kadar belgeyle’ cevap vereceğini” söyleyip durdu.

Barıştan taraf bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bu belgelerin neden ‘gerektiği kadar’ıyla yayımlandığını anlamasam da, kendisini, sürekli bunu tekrarlamasını ilgiyle izliyorum. fiayet ben onun yerinde olsaydım ‘Ermeni meselesi’nin toptan halli için elimdekilerin topunu birden basardım, olur biterdi. Kendisinin de dediği gibi “belge basmak” tarihçilerin en önemli görevlerinden biridir. Peki ya basmamak?

‘Talat Paşa’nın Evrak-ı Metrukesi’ adlı kitabının 20 yılı aşkın bir süredir elinde bulundurmasına karşın neden yeni bastığı ile ilgili soruları “konu hiç gündeme gelmemişti” diye cevaplandıran Sayın Bardakçı’ya son 25 yılın (en azından tarihin yaşadığım bu bölümü için tanıklık edebilirim) gazetelerine ve kitaplarına tekrardan bakmasını öneriyorum. Zira Ermeniler hiçbir zaman bu ülkenin gündeminden düşmediler.

Ermeni kelimesine takıntılı bir medyamız var sağ olsun.

Neyse biz 9 Mayıs programına dönelim. Konu 1915’e geldi demiştik. Pelin Batu boynunda kocaman bir nar ile (ki gece boyunca hem Bardakçı’nın hem de Afyoncu’nun sözlü saldırılarına maruz kaldı) çıktı ekrana. Ermenistan’a gittiklerini, Türkiyeli ve Ermenistanlı sinemacılarla görüştüklerini, ailesi Kars’ta Ermeniler tarafından öldürülen bir Türkiyeli ve ailesi Türkler tarafından öldürülen bir Ermeni’nin bu toplantılarda yemek masasında buluştuğunu ve konuştuğunu anlattı.

Son dönemde iki ülke arasında gelişen ilişkiler, Türkiye ve Ermenistan arasında temelleri atılan köprünün ‘entel güruh’ tarafından bir imaj aracı olarak keşfi sonucunda, köprünün inşaatında çalışan işçilerin görünmediği ancak köprünün açılışında protokolde oturacak isimlerin şimdiden sıraya girdiği bir kuyruk oluşmuş durumda. Tarihçilerin ve politikacıların bu köprünün temelinde herhangi bir rolü olmadığını söylersek pek de haksız sayılmayız. Bir tarihçi olarak Bardakçı kıskanmış olacak herhalde ki Batu’ya bu sözden hemen sonra sataştı.

Bardakçı bunları (kültürel etkinlikleri kastettiğini sanıyorum) “entel güruhun şişirmesi” olarak nitelendirdi…

Sivil bir girişimin bir ‘entel güruh’ oyunu olarak nitelendirilmesi sivil topluma ve sivil toplumun gücüne hakarettir. Ne olursa olsun bu tür bir organizasyon, diyalog girişimidir. Sivil toplum örgütlerini kendi güçlerini hiçe sayan Sayın Bardakçı’yı uyarmaya davet ediyorum.

Sayın Bardakçı, Ermenistanlı ve Türkiyeli gençler bu toplantılarda siz tarihçilerin sorunlarını çözmeye çalışmıyor, sizin etki alanınıza giren herhangi bir konuda görüş de belirtmiyor, duygularını paylaşıyorlar. Lütfen Türkiye’deki tarih kitaplarının insanlar arasına koyduğu sınırları günlük yaşantımıza da sokmayınız.

Gelelim asıl meseleye…

Bardakçı televizyonun radyoaktif ışınlarına, sürekli olarak kendi olumsuz elektriğini de ekleyerek, yaymaya devam ediyor.

O kadar ki “bu insanların birbirlerinin ailelerini katleden kişilerle nasıl aynı masaya oturduğunu” anlamamış bir tavırla bu duruma aşağılayıcı bir gülümsemeyle “tabii” diyor…

Öte yandan da ASALA’yı gündeme getiriyor Bardakçı, sanki Pelin Batu’yla ASALA masaya oturmuş gibi. Batu, iki ülkede de uç kesimlerin bulunabileceğini ancak bu zihniyetin yaygın olmadığını dile getirmeye çalışıyor yetersiz çıkışlarıyla, ancak gelen cevap herkes için ilginç: “Türkiye’de bunun boyutu %10 kadardır ama Ermenistan’da bu %99’dur.”

Sayın Bardakçı’nın kaynakları, Ermenistan istatistik Bakanlığı’na kadar uzanıyor anlaşılan. Tarihi verilere ulaşırken de bu rakamsal verilere ulaşırken kullandığı kaynakları kullanıyordur umarız.

Murat Bardakçı’nın programdaki tüm tavırlarından Türkiye ve Ermenistan arasında bir diyalog istemediğini anlıyoruz.

Öte yandan programın diğer konuğu, Erhan Afyoncu ilişkilerin kurulmasını istediğini çünkü bunun Türkiye’nin çıkarına olacağını söyledi… Ama “Bunlar yakında ASALA’nın veya Taşnaktsutyun’un ofisini Türkiye’de açmak isterler” sözüyle dengeyi de kurmadan edemedi.

işte tam bir reality şov. Pelin Batu, Bardakçı’ya Ermenileri ve diyaloğu savunup duruyor, neredeyse stüdyoda birbirlerine girecek iken birkaç cümle sonra Batu’nun, Bardakçı’ya iltifatlar sıralamasına hayran kalıyorum. Kendisinin bu kadar çabuk sönen bir tartışma ateşi olması bana gecenin o saatinde aslında bir sabah programı izlemekte olduğumu hatırlatıyor.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın ders kitaplarında Ermeni kelimesiyle ‘ihanet’ veya ‘terör’ kelimesini yan yana getirmeden pedagojik ‘cambaz’lıklarla bu zihniyeti kitapların alt metninde işlemesi gibi acaba bu program da bu kitapları senaryosunda mı işliyor?

Ha bir de son not: Sayın Bardakçı, ne olursa olsun Hrant Dink’in katlini programda dediğiniz gibi sadece iki kişinin ferdi davranışı olarak nitelemek, ne insanlığa ne de tarihçiliğe sığıyor. Henüz bu cinayet tarih kitaplarına geçecek kadar eskimedi, lütfen biraz gazete de okuyunuz.

Agos , 15 Mayıs 2009

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s