Kuyruğunu kovalayan kedi misali


Aylardır ‘Patriksiz Patrikhane’ tamlaması üzerinden varsayımlar ve söylemler üretiliyor. 1998’i hatırlar gibiyim. Her yerde mor ve beyaz renkler görmeye başlamıştık. Malumunuz Üç Horan Vakfı’nın da desteklediği Şahan Sıvacıyan’ın rengi beyaz. Mesrob Mutafyan’ın rengi ise mordu. Aylar boyunca ilanlar verildi, hayırseverler birbirlerine girdi ve sonunda Mesrob Mutafyan Patrik seçildi.

Uzun süren bir belirsizlik döneminin ardından Ermeni toplumu artık bir ‘Patrik Genel Vekili’ne kavuştu geçtiğimiz hafta; Aram Ateşyan. Ermeni kilisesinde var olmayan ‘Genel Vekil’ kavramı icat edilmeden önce yaşananlara bakalım bu hafta.

İktidar hırsı ve koltuk sevdası öyle bir şey ki, siz bırakmadıkça o da sizi bırakmıyor. Bu yüzden, yurtdışındaki Ermenilerin dava açılıp kazanılan arsalarının satışları üzerinde komisyon iddia eden bir Genel Vekil’imiz var artık. Ne kadar hazin…

Yaklaşık iki yıldır belirsizlik içerisinde geçen sürecin ardından hükümet yetkililerinin de kendince ‘Genel Vekil’ merciini icat ederek çözdüğü Ermenilerin Patrik seçimi aslında o kadar da elzem bir şey değil diye düşünenler de var. Elbet, ‘dinsiz’ kalacak değiliz. Elbet, birileri bizleri vaftiz edecek, 40 TL olan vaftiz belgesini de elimize tutuşturacaktır. Ucunda ölüm yok ya! Varsın Patriksiz olsun patrikhane. Nasılsa çalışıyor işte…

Gel gelelim, iş böyle olmuyor. O kurumun başına oturacak kişiyle yakınlaşmalar ve bu yakınlaşmalardan doğacak olan rant herkesin gözünü kamaştırıyor.

“Kim? Patrikhane mi? O işi hallederim ben, yakinimdir kendisi!” sözlerini şimdiden duyar gibiyim. Eğer bu ülkede Patrikhane Ermeni cemaatini temsil eden kurumsa ve bu kurum da bu şekilde yönetilecekse vay halimize. İşte bu yüzden yıllardır ‘sivilleşme’ diyor bazılarımız. Ama bazıları ‘sivilleşme’yi , inatla “EMŞELLİVİS”  olarak okuyorlar.

Şimdi, bu söz üzerine diyeceksiniz ki, “Kardeşim siz değil miydiniz seçim olması gerektiğini vurgulayan.”

Evet bizdik, hâlâ da biziz…
Ermeni toplumunun 17 derneğini ve 48 vakfını, yani sahip olduğu sivil toplum kuruluşlarını hakkıyla ‘sivil’ bir toplum olarak yönetemeyen bizler…

Peki ama bu vakıfları kimler yönetiyor? Bilmem hatırlar mısınız, ama bizlerin seçtiği insanlar yönetiyor. Oy vermeye gitmediğimizde bizim yerimize sahte oy atılmasına kadar varan yöntemlerle, bin bir takla ile seçilen bazı yöneticiler.
Aslında Patriğimizi de bizler seçmiyor muyduk?

Ama balık baştan kokuyor. ‘Hayırsever’ oldukları için oy verdiklerimiz, şimdi tabandan gelen sivil iradeye cevap vermekte zorlanıyor. Sonuçta o yöneticiler, tabandan gelen sivillerin oyuyla seçildiğinden, kendi kuyruğunu kovalayan bir kediye benziyor halimiz.

Halk mı yöneticiyi yoksa yönetici mi halkı seçiyor, artık karıştı. Yöneticisini seçen halk hesap da sormuyor nasılsa. “Kalmışız bir avuç insan, bir de hesap mı soracağız?” diyenleri duyar gibiyim.
E, siz öldüğünüzde evinizi bağışlayacağınız kurumun onu nasıl kullanacağı ile de ilgilenmiyorsunuz herhalde. Bugün, belki de Ermeni cemaatinin ekonomik sıkıntılarına çare olabilecek Üç Horan vakfının yöneticilerinin de seçimlerine 60 gün kalmasına rağmen “Dava hâlâ Danıştay’da” sözleriyle sürekli sizi oylamasıyla da ilgilenmiyorsunuz.

Ama bir yandan da okullarımızda verilen eğitimin kalitesi neden düşük diye sorguluyorsanız, bu işte yaman bir çelişki yok mu sizce de?

***

Durumun biraz farkında olanlar, zaten devletin bu ülkedeki azınlık toplumlarının sivilleşmesine yardımcı olmayacağını bilirler. Neden? Sivilleşen bir Ermeni toplumu ilerde alimallah özerklik de ister de ondan… Ama ‘cemaat’ olursa, o zaman kontrol altında tutmak daha da kolaylaşır. Bir din adamını çektiniz mi köşeye, çektiniz mi kulağını, olur biter. Ama sivil bir yapı veya bir birlik oldu mu hepsini birden ikna etmeniz gerek.

Kendi seçtiğimiz yöneticilerin, kendi oylarımızla seçtiğimiz Patrik başta olmayınca nasıl etkisiz kaldığını görüyoruz. Bu sivilleşeMEme belasını başımıza biz sardık.

Feneri kırık bir çobanı olan sürü, er ya da geç kaybolacaktır. Umarım en kısa zamanda Ermeni toplumu kendi fenerini yapmayı öğrenir ki daha fazla yoldan çıkmasın…

Dünyada onca şey olur biterken, bizler halen kendi küçük cemaat işlerimizle uğraşmak zorunda bırakıldıkça, Türkiye Ermeni toplumu bir adım ileriye gidemeyecektir. Ve gelecekte dünyanın beklediklerine cevap vermekte zorlanacaktır.

Başımızı biraz kaldırsak geleceğin ne büyük imkânlara gebe olduğunu fark edeceğiz ve bu yolda ilerleyeceğiz ama, ne yaparsınız! Kılavuzu karga olanın…

Agos , 16 Temmuz 2010

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s