Hangi cesaret?


Bir ağacın gövdesi ne kadar büyük ise gölgesi de o kadar heybetli olur. Ama öyle ağaçlar vardır ki, çölün ortasındadır, gövdesi de büyük değildir, ama gölgesi öyle kuvvetlidir ki, çölde susuz ve köksüz olarak nasıl yaşadığına hayret edersiniz.

Dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış olan Ermeniler, atalarının topraklarının uzağında bu duyguyla yaşarlar. İşte bu yüzden, William Saroyan, bir öyküsünde, yaşlı bir kadının ağzından şu sözleri iletir okuyucusuna: “Bu ülkenin toprağına aileden birini gömmedikçe buralı saymayacağız kendimizi.”

Konumuz yurtdışında bulunan Ermeniler değil, aksine Türkiye’nin başkentindeki bir öğrenci. Türkiye’nin tüm kimliklerini kendi kişiliğinde biriktiren, ismi Kürtçe kendisi Ermeni bir genç. Sevdiği mesleği öğrenebilmek için birkaç yıldır İstanbul dışındaki bir kentte.

Kendisiyle şans eseri bir toplantıda, “Bak, o da Ermeni” uyarısıyla tanıştırıldım. Malum, biz Ermeniler az olduğumuzdan, hepimizin birbirimizi tanıdığı öngörülür. Tanışmıyorduk. Tanıştık.

Bu gencecik kız, Ermeni toplumundan birçokları gibi İstanbul dışında okumaktan kaçınmak yerine, istediği eğitimi en iyi alabileceği yeri seçiyor. Ancak, ne acı ki, eğitim dediğiniz şeyi ahlak veya insaniyetle aynı yerde bulmak zor bu ülkede.

Milliyetçi çevrelerin yoğunluğundaki bir fakültede, sürekli tehditlerle muhatap oluyor.

“Ermeni cemaati” kendi paranoyalarıyla Türkiye’nin gerçekliklerini birleştirdiğinde, aslında çok kolay aşılabilecek sorunları bile çok vahim durumlar haline getirebilen bir topluluk. Ama karşımdaki genç kız bu “cemaat”ten değil. Cesaretini paranoyalarla harcayacak biri hiç değil. Onu can kulağıyla dinliyorum.

Baskılara rağmen hâlâ aynı fakültede devam ediyor eğitimine. Üstelik bir evde değil, yurtta kalıyor; karşıt görüşlü öğrencilerle birlikte. Cumaları kitapevine gidip Agos’unu almayı ihmal etmiyor.

Yardım gemileri Gazze’ye giremediğinde, okuldaki öğrencilerin baskıları artıyor (Kimileri için Yahudi, Ermeni ya da Rum hatta TC vatandaşı olup olmadıkları bile fark etmiyor!). Bir gün, fakülte koridorunda çevrelenmiş halde buluyor kendini genç arkadaşımız. Sonrasında olanları, “Bu küçücük boyumla, birine böyle bir şey yapabileceğimi hayatta düşünmezdim” diye anlatıyor, bir yandan yaptığından sıkılarak.

Nasıl yaptığını kendisi de anlamamış, ama en azılısının üzerine atlayıp alnını ısırmış… O gün bugündür kimse ona yanaşmıyor.

“Delidir” deyip kaçıyorlarmış.
“Olsun, varsın deli desinler” diyor.
Sanmayın ki şiddeti savunuyorum. Ama birazcık vicdanı ve aklı olan herkesin, milliyetçi ve baskıcı bir ortamda yaşadıklarını anlayacağını ve ona hak vereceğini düşünüyorum. Ben verdim. Hem de sonuna kadar.

Etnik kimliğini bir kenara bıraksak bile, birkaç kendini bilmezin bir “sürü” oluşturup koridorda bir kadını sıkıştırması, her şeyden önce “insan”a hakarettir.

Dedik ya, iyi eğitim ile ahlak aynı yerde buluşmuyor bu ülkede.

Sizce de bu hikâye son “terör” hadiseleriyle örtüşmüyor mu? Köyünüz yakılsaydı, ya da oğlunuz öldürülseydi siz ne yapardınız? Boyunuza bosunuza bakmaz, atlayıp karşınızdakini alnından ısırmaz mıydınız?

Agos , 2 Temmuz 2010


Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s