İÇ[e]ME[me]K


Bir süredir yazacağım yazamıyorum hem Galata eşrafı tanıdık onlara zarar gelmesin diye nasıl yazacağımı düşünüyordum bir yandan da veri topluyordum.

Geçen hafta İstiklal’de yürürken gördüğüm 6-7 Eylülvari manzara (geçen yazıdan hatırlarsınız, Başbakan masa sandalyeleri toplatmıştı) üzerine Zabıta geçen hafta sokak müzisyenlerini de def etti İstanbul’da haftada en az 7 milyon kişinin geçtiği söylenen İstiklal Caddesi’nden. Oysa ki turist murist dinlemeden herkesin kendinden bir şeyler bulduğu bu müzisyenlerin çoğalması bir farklı hava katmıştı Beyoğlu’na.

Bir sonraki ustalık adımı ne zaman gelecek derken daha aynı hafta içerisinde elinde içkiyle gezen kişiler uyarılmaya ve sokakta oturup içki içme durumu engellenmeye başlandı “güvenlik güçleri” tarafından.

Bu da mı Başbakan’ın talimatıdır ya da zabıta ve polisin işgüzarlığı mı bilinmez ama Beyoğlu değişiyor.

Bir hafta kadar önce Mevlevihane’nin önünde Yiddişçe müzik yapan iki eğlenceli arkadaşı dinlerken kaldırımda kendimi uzun süredir olmadığı kadar özgür hissetmiştim. Bizim Galata’lı Rambo ve sevgilisi de oradaydı. Sonra ertesi gün müzisyenleri uyardıklarını duydum. Gerçekten de tek bir müzisyen yoktu ortalıkta. Zaten yurtdışından gelenler bir kez polisle dalaştı mı Türkiye’nin insan öldürmekteki kabiliyetini farkında olduklarından bir daha dalaşmıyorlar. Pippa’yı hatırlayalım, Festus’u untumayalım…

Dün Galata Meydanı’nda eylem vardı. İçki içilmesine ve toplaşılmasına yasak koyan polise karşı meydanda oturma ve içme eylemi.

Semt sakinleri ironik bir durumla karşı karşıya. Bir kısmı doğal olarak bu durumdan rahatsız. Bir süre önce “aman ne güzel Avrupalılaşmaya başladık mı ne?” diye başlayan Galata Meydan toplanmaları bir yıl içerisinde kapı önlerinde kusanlar, tuvaletini yapanlar ve sokakta taciz edilme vakaları ile karıştı. Kimin ne kadar ne yaptığının önüne geçilemez hale geldi.

Bir yıl önce meydanda jonglörlük yapanlar, tek tekerlekli bisiklet kullananlar, labut çevirenler, ip üstünde yürümeye çalışanlar varken şimdi buna destek olanlarla 155’i arayıp şikayette bulunanlarla aynı kişiler.

Geçen yıl Boğazkesen semtinde galerilere saldırıldığında da, iki yıl önce Kumbaracı’da “Yala ama yutma” oyununun iptal edildiğinde de aynı şeyleri yazmıştım. “Acaba bu memleket henüz bu kadar özgürlüğe hazır değil mi. Ya da bu kadar özgürlük için yeterince olgun olmayabilir mi?”

Sanayi devrimi yaşamadan sanayileşen Türkiye’de anlamı ‘istediğin kadar insan öldürmekle’ karıştırılan özgürlük nedir bilinmeden demokratikleşmek mümkün mü?

Biz bir yandan geleneklerimizin batılılaşmasını isteyen elitler daha da özgürleştiğimizi sanarken, sakın ha bu devlet bize aba altından sopa göstererek bizi içimize çekiyor olmasın.

İki yıl önce sokakta içen ya da müzik çalan kimseyi göremiyordum, ama iki yıl önce belediye havuzlarında kadın erkek ayrımı da görmüyordum. İçeride erkek varsa kadınlara içeri giriş hakkı vermeyen halka açık spor merkezi kartları da görmüyordum.

Anlayacağınız aklımız karşık… Hem de çok karışık… Özerklik, Kürtler, Ermeniler, Anayasa, Suriye, Kafkaslar derken gündem siyasi olarak bu kadar yoğunken içeride neler oluyor biraz da ona bakalım dedim… Zira yukarıdaki havanın sıcaklığı aşağıdaki vurdumduymazlıktan kaynaklanıyor…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s