//biz//



Bundan 6-7 yıl önce Avrupa Birliği’nde bir program için davet edilmiştim. Davet eden sanırım AGBU idi. Uluslararası bir Ermeni kuruluşu. Davete icabet edemedim ya vizam yetmedi ya da param hatırlamıyorum.
Sonrasında da beni davet edenlerle facebook arkadaşlarığı dışında ne görüştüm ne konuştum.
Tam 6 ay önce ise Diyarbakır’dan, zamanında bana Belçika’dan davet mektuplarını yollayan Linda’dan bir facebook mesajı geldi.
Diyarbakır’da gidebileceği yerleri soruyordu.
Anlattım… Anlattım…
O günden bugüne hep konuştuk yazıştık. Çoğu zaman uzakta olmasının getirdiği rahatlıkla karşılıklı olarak birçok özel durumumuzu paylaştık. Sarhoş olup birbirimizin omuzuna yaslanamadığımız zamanlar sanal ortamlardaki cümlelerimize sığındık.
10 gün öncesine kadar ne birbirimizi görmüştük ne de tanışmışlığımız vardı…
Sadece birbirimize yazdığımız uzun mektuplar ve kelimeler silsilesi.
Bir süre sonra mektuplarımız özlem, sevgi ve tutku kokmaya başlamıştı bile…
10 gün önce artık birbirimize cep telefonu mesajları atmaya başlamıştık.
10 gün önce vaftiz annemin bulduğu ucuz biletle Brüksel’e uçtum haftasonunda Linda’yı görmek için.
Artık o kadar özlem dolmuştuk ki birimiz gidecekti diğerinin memleketine belli.
İlk deli ben oldum. Heyecanımızı saklamak için ne yapacağımızı bilemiyorduk. Panikti ben gitmeden önce. Evini barkını derleyip topluyordu. Ama biz aslında birbirimize doğru gidiyorduk. Yaşam tarzlarımıza doğru değil.
Onun yaşamına ortak oldum iki gün, en saf, en doğal haliyle.
Sonra döndüm. Tam iki gün sürdü sarılıp koklaşmamız ve sanal kelimelerle birbirini yıllardır tanımışçasına kaynaşan duygularımızın bedenlerimize hükmetmesi.
Ben daha çin yemeği mi yesek akşam diye düşünürken o siparişi veriyor. O daha kahve demeden ben kahve koyuyordum.
Konuşmuyorduk.
Konuşmaya ihtiyaç duymuyorduk. Saçma sapan geveleyip birbirimize gülüyorduk sadece.
30’u geçkin iki genç saçmalıyorduk.
Gerçek olamayacak kadar tanıyorduk birbirimizi, bedenlerimizi, zihinlerimizi.

Ben döndüm.
Linda döndü.
Daha uçaktayken kendime kızıyordum neden Türkiye’ye dönüyorum diye. Ama döndüm. Uçaktan indim.
24 saat sonra Linda geldi.

Gerçek ve tam anlamıyla mutlu.
Geçtiğimiz haftayı birlikte yaşadık. Ben yine işime gittim erkenden o da kahve yaptı. ben eve geldim o benim cumbamda kitap okuyordu. Ben işe yürürken O Eminönü’nde Kürtçe anlaştığı bir hırdavatçıdan evimdeki patlak duş hortumunu tamir etmek için aldıklarıyla Eyüp sahilinde şans eseri kaybolmuş bir vaziyette karşıma çıktı.

Koca dünyada yıllarca birbirimizi kaybetmiştik, kaybettirilmiştik. Ama koca İstanbul iki ucunu birbirine yaklaştırıp bizi birbirimize buldurttu.
Ben işe gittim, o Roman çocuklarla balık ekmek yedi onlara Fransızca öğretmeye çalşıştı, ama aslında sadece para almak için “yalan söylememeyi” öğretti kaşla göz arasında turistlere.

Linda üç gün önce Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan dönmeye yeltendi ama pasaport kontrolünden geri döndü bana.
“Gel” diyen bakışlarıma.

Aynı gece Galata’da otoparkı yaşanabilir kılmaya çalışan Reyhan Abla’nın İncir Altı’sında bana evlenme teklif etti gözleriyle ve elindeki yırtık kağıt parçasıyla.
Aytül ve Kemal, Volkan ve Elif şahidimiz oldu o gece Kemal kıydı nikahımızı Reyhan Kaynana’nın İncir Altı’nda.

Kemal bile önceleri inanmadı sanki kıydığı nikaha. Ama bizim devletin kutsamasına ihtiyacımız yoktu sevgimizi. Kemal kutsasa yeterdi. Ya da 4. kaptan Volkan. Hatta Otopark.
Ciddiydik. Ciddiydiler. o kadar sevindi ki etrafımızdakiler. Mutluluğumuz çoğaldıkça otopark ışıldadı.
Biz iki tavuk, ertesi sabah düğün hazırlıklarının nasıl etrafımızda dolandığını farkına bile varamadık.
Aytül gitti elbise aldı Linda’ya.
Evrim sabah ayakkabısını getirdi. (hiçbir topuklu bugüne kadar uymamıştı ayağına bu kadar Linda’nın şansa)
Bir ara çay bahçesinde çay içildi pazartesi pazartesi. Sonra katakulliye getirildik ana baba ve vaftiz anne babaya götürüldük aytül-kemal tarafından. Ama mutluyduk. onlar da mutluydu. Bizi görüp de sıkılan yoktu.
Telefonlar susmadı o gün.
Kimse inanmadı. Bir gecede karar verip diğerinde evlenecektik. Kararlıydık. Ama acayip heyecanlıydık. Bir yandan da bu stresi ve heyecanı aylarca çekip düğün tarihini bekleyen arkadaşlarımızı takdir ediyorduk.
Saro inandı ilk, Sonra Rupen sonra diğerleri… Anneme babama aytül kemal söyledi. Diğerlerine ise facebook.
Donumuzdan gömleğimize kadar Aytül giydirdi o gün bizi. Biz ise sadece Galata’daki evimde uyuduk, sarıldık.
Aytül bir ara bizden bir iş çıkmayacağını anladı ve topladı kıyafetleri kendi evine götürdü ikimizi.
Oradan geldik kendi evimize  oradan da düğüne.
Reyhan Kaynana’nın otoparkı artık otopark değildi. bir bahçe olmuştu ki değmeyin halimize.
Mutluyduk. Mutluydular. Hepimiz mutluluk yorgunuyduk o gece. Pastamızdan yüzüklerimize kadar herşeyi ile kendimizce devrimci nikahımız tamamdı.
Dans ettik deli gibi.
Dans ettiler…

Kaçtık arada koltuklarda oturduk Linda’yla.
“Seni çok seviyorlar” dedi.
Sevincimden utandım.
Düğün olacağına inanmayan o kadar kişi gelip düğünde dans etmişti ve düğündü artık otopark alanı.
Düğün için sadece bizlerin  inanması yeterliydi. Onlar da inanmıştı. Tamamdı.
Linda Yalman ile yaşamlarımızı  18 Temmuz 2011 akşamı birleştirdik.
Bundan sonrasını birlikte yaşamaya karar verdik.
Biz korkmadık sevmekten, tek korkumuz sevmesini bilmeyenlerdi.
Üzülebilirdik sadece onlar için ama nihayetinde düğünümüz birçok düğünlere vesile oluyordu.
Otopark’ta hayattan korkan yoktu artık.
Otopark’ta düşündüğünü yapmaktan korkan yoktu artık.
Otopark’ta sevmekten korkan yoktu artık.
Biz korkmadık siz de korkmayın.

Not: Çoğu kimseye haber veremedik. Ne kardeşim ne Linda’nın ailesine. Zamanımız olmadı zira. Ama 30 yılımızı dünyada bizim için oluşturulan sistem içerisinde yaşamak için harcadık. şimdi dünya bizim sistemimiz için yaşasın istedik.

Reklamlar

//biz//” üzerine 5 yorum

  1. otopark ,düşündüğünü yapmaktan korkmayanlar sayesinde önce bir cafe bahçesine sonra sonsuz huzur vahasına daha sonrada sevginin en duru halilyle yaşandığı düğün alanına dönüştü…..sınırları kaldıran bizlere yine bizler adına sonsuz teşekkürler …..

  2. Eski olan her şeyi güzelleyen mentaliteyi garipsemişimdir oldum olası. Ceneviz ticaret gemileri için gozetleme kulesi olarak inşa edilen bu çirkin silindir ve üzerindeki zevksiz külah bana hiç estetik gelmemişti. Taa ki o geceye kadar. Yüzmeyi debelenirken öğrenirim umuduyla denize cumburlop diye el ele atlayan sizlerin huzurlu başlarının arasında görünceye kadar yani. O gece kule ne de güzel görünüyordu…

  3. herşey iyi de, şu ‘otopark’ pek iyi fikir olmayabilir. belki bazıları daha romantiktir; mesela courtyard’dı filan tercih ederler:) ah irony sen nelere kadirsin!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s