Kendinden mütekabiliyet


İstanbul >>> Yerevan >>> Tbilisi>>> İstanbul hattı üzerinden bir güne çay bahçeme geri döndüm.
İstanbul’dan bir günlüğüne Yerevan’a gidilir mi? Gidilir. Tam bir yıl olmuş gitmeyeli. Gidilir. Özlemişimi zira.
Haftanın sadece iki günü uçak var Ermenistan’a. Diplomatik ilişki yok ya. Ben de davetli olduğum bir program için apar topar Pazar geceyarısından sonraki uçakla Ermenistan’a gittim. Dönüşüm de bir sonraki gün olmalı, iş var ancak uçak yok.
Ermenistan’ın tali yolu Gürcistan en yakın seçenek yoksa 7 saat uçakla önce Moskova sonra İstanbul yapmam gerek.

Daha önce de birçok farklı yöntemle gittiğim Yerevan-Tiflis yolunu ilk kez elimde Ermenistan pasaportumla birlikte geçmek için bana tahsis edilen siyah cam kaplı simsiyah Mercedes ile yola çıkıyorum. Yol 6 saat. Şoförüm Rafik.

Aslında tüm bu girişi Rafik için yaptım.

Hani taksilerde yanınızda kimse olmamasına karşın yine de şoföre “şoför” muamelesi yapıp arka koltuğa oturanlar vardır ya. Ben onlardan değilim. İşte o yüzden her bindiğim takside muhakkak muhabbeti eksik etmemekteyim. Her zaman yorgun taksiciler tarafından hoş karşılanmasa da tutan bir yöntemdir uzun yollarda. İşte Rafik ile muhabbetimiz de böyle başladı

Rafik doğma büyüme Azerbaycanlı. İsmini bana söyledi ancak  aklımda tutamadım. Zira Ermeni olduğum için Azerbaycan’a giremeyen  bir Türkiye pasaportu sahibi olduğumdan Azerbaycan’ın Bakü dışında pek bir şehrini bilmiyorum.

Rafik Azerbaycan’ı avucu gibi biliyor. Kendi köyü de Ermenistan Azerbaycan arasındaki sınır köylerden biri. 1988 yılında Azerbaycan Ermenistan arasında olaylar patlayınca aileden ilk olarak kendi gelmiş Yerevan’a. Bakmış ki Azerbaycan’da olacak gibi değil. Anası babası gelmemişler. Dedelerinin anneannelerinin mezarları ile birlikte  köyde kalmışlar.

“Çok ısrar ettim ama başaramadım olay çıkacak diye ikna etmeyi ailemi” diyor.
“Ablam Bakü’de bir Ermeni ile yeni evlenmişti. Ben de çıktım geldim.”

Savaşın kokusunu alan Rafik devletlerin çözümle ilgili herhangi birşey yapmayacağını anlayınca işe koyulmuş. Kendi ağzından aktarırsam daha etkili olacak:

“Tek tek bizim köye yakın Ermenistan tarafındaki köylerini ve şehirlerini gezmeye oralarda Azeri aileler aramaya ve gelecekte çıkacak savaş sonrasında yaşanacak sosyal karmaşa yönünde herkesi uyarmaya başladım. Bir yandan da bizim köydeki evi burada değiş tokuş edebileceğim bir aile arıyordum. Çok aradım önceleri bulamadım. Sonra kendi evimin değerinde bir ev bulmaya çalıştım. Ama olmadı. Annemler yok dese de ben aramaya devam ettim. Sonra bir gün 1989’da babam aradı:
‘Tamam oğlum artık tamam’ dedi.
‘Ben zaten arıyordum bulurum hemen dedim’
Sonraki hafta 14 bin rubli harcayarak restore ettiğimiz bahçeli havuzlu evimizi 10 bin rubliye takas ettik. Kendi kendimize bir nevi mütekabiliyet uyguladık. Devlet bize ne yok gösterdi ne de destek oldu. Biz istemesek hala orada kalmış olurduk ama yaşam alanlarımız sıfırlanmış olurdu. Geçen yıl Azeri bir arkadaşımızdan rica ettik bizim köyün videosunu çeksin diye. Videodan gördük. Bizim köy olmuş metropol. Mezarlık yok ama. Öyle haç kalmış bir tane.”

Rafikle yol boyunca her konuda konuştuk neredeyse.

Yerevan >>>Tiflis yol 280 KM
Yerevan>>> Azerbaycan 240 KM

88’den sonra hiç görmemiş memleketini. Özlüyor besbelli “oralar metropol olmuş” derken. Ama bir yandan da güvende olmanın verdiği bir rahatlık var.

Ermenistan Gürcistan sınırı Sadakhlı kapısına geldik. Kaldı 45 dakika. 
Gürcistan’a Svardnadze öncesinde giremediklerini anlatıyor Rafik: “Girerken bakıyorlardı. Önce Gürcistan’a girerken alıyorlardı, bir de çıkarken. elde avuçta birşey kalmıyordu. Sovyet döneminde elimizi kolumuzu sallayarak girdiğimiz memleketlere giremez olmuştuk. Svardnadze biraz düzeltti en azından.
Sınırı geçtikten hemen sonra ilk köy tamamen bir Azeri köyü. Sovyet her ülkenin sınırlarına bir diğer tarafın vatandaşlarını yerleştirmiş. Aslında bazıları bunu, ileride birşey olurda SSCB yıkılırsa yeni Rusya’nın kullanabileceği çatışma ortamları (conflict) olarak kullanmak için yaptığını söylerler. Kafkaslardaki duruma bakılırsa katılmamak elde değil. Osetya, Abhazya, gürcistan Ermenistan arasındaki Cavakh, Dağlık Karabağ ve daha niceleri.

Neyse Gürcistan’da ilk durak gaz istasyonu. Öyle Amerikalıların dediği gibi GAS değil bildiğiniz hava gazı doldurağız arabamıza. Arabamız lüks mü lüks. Almanya’dan sürereek getirmiş Rafik 2000’lerin başında. Ama benzin ucuz olmasına rağmen rafikin cebini yaktığından arabasına hava gazı dolduruyoruz.

“İn arbadan biraz öteye kaç diyor”
“Hayırdır”
“Birşey olursa tehlikelidir patlar” demeye kalmadan anlıyorum. İki kişinin uçlarından tuttuğu bir İngiliz anahtarını çevirerek hava gazı basınç ölçerine bakarak dolduğuna karar verdiği Mercedes’imize gaz basılırken acayip sesler geliyor koca istasyondan. Herşey mekanik ve paslı, ama çalışıyor…

45 dakika sonra TBİLİSİ’deyiz. her yerde Ermeni kiliseleri ve altından bir zenginlik akıyor memleketten ama insanları değil. Her an kaçmaya hazır. Rafik beni avlabar’a (otogar) bırakıyor. Oradan vedalaşıyoruz. Memleketimi göreceğim bir gün ya ben ya ölü bedenim. ama nihayetinde oraya gömülmek istiyorum. diye veda ediyor bana…

Elim cebimde yolda geçerken dinlediğimiz parça çalıyor kulaklarımda bir kez daha Tiflis’teki Tamara heykeline bakarken,
“Sareri hovin mernem” (Dağların meltemine öleyim)
“İm yarin boyin mernem” (yarimin boyuna öleyim)
(siz de güzel bir yorumunu tahminen şu an dinliyorsunuz)

Sanmayın ki topraktır talep. Talep aynı her yerde. Memleket toprağına gömülmek.
Memleket dediğiniz neresi ise?

Benimki bir süredir kayıp…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s