Ne işe yarar bir duvar?


Ne işe yarar bir duvar?
Mekânı bölmeye, içine hapsolduğumuz,

sevişip uyuduğumuz,
ecel gelince can çekiştiğimiz odaları yapmaya değil mi?
Ya da bir bahçeyi çevirmeye,
avluya sokaktan,
hapishaneyi özgürlükten ayırmaya.
Önünde dikilip eller arkada bağlı kurşuna dizilmeye de yarayabilir.
İşemeye de…
Nedim Gürsel | şeytan melek ve komünist | s26

Nedim Gürsel son kitabı “şeytan melek ve komünist”i imzalayıp yollamış sağ olsun. Birkaç gündür kendisiyle meşguliyetim var. Aylardır okumamanın verdiği rehavet ile Gürsel sayesinde yeniden cebimde hafif kapağı kırılmış bir kitapla dolaşmaya başladım.

Galata’nın surları vardı bir zamanlar. Son sur kapısı “yanık kapı” da yıllar önce bir İGDAŞ kepçesi yüzünden kırıldı, yıkıldı, sonra da yarım yamalak restore edildi. Şu 2010 için harcanan çaba o kemerli sur kapısı için harcansaydı ne de güzel olurdu ya neyse. Biz yine de 2 milyon harcanan sokağımızda elektrik ve sularımız halen kesile kesile 2011’imize girdik. Gürsel’in yukarıda bahsettiği duvarlardan biri de bizim meydanda var. Tam da Çay Bahçesi’nin karşısında. Ortasında da bir çeşme. O çeşmenin oraya ait olmadığını ve sonradan getirildiğini herkes söyler ama ben bildim bileli oradadır o, duvarla birlikte. O duvar da yalandır aslında. 700 yıllık kulenin etrafını çevrelesin diye son 100 yıl içerisinde yapılmış bir duvardır yalandan.

Tarihi bir değeri yoktur aslında. Ama işte o duvarı görenler zamanında kuleyi (kimi Pazar gezginlerinin dediği gibi cami minaresi) korumak için yapıldığını düşünür. Oysa durum başkadır. 2010’da bu meydanda bir sürü çalgıcı, bir sürü hulahopçu,bir sürü dansçı ve jonglör şov yaptı. Bir yandan İstiklal’den gelen ve kendilerine laf atabilecek, sataşabilecek, kalabalığa direndi ve çaktırmadan kendi gettosunu yarattı.
İşte o gettoyu koruyan ve sesi kule dibinden dışarıya çıkarmayan, böylelikle de kavga gürültüye pek izin vermeyen bir duvardır o.
Yeri gelir duvarın üstüne çıkarlar, kuleyi biraz daha yukarıda, insanları da aşağıda görsünler diye ama o duvarın asıl amacı kule dibindekilerin sükûnetini korumaktır.
O sükûnet öyle bir şeydir ki insanlarına da yansımıştır kulenin. Yeri geldiğinde, gerektiği kadar konuşmalarını sağlar. Her şeyden yeteri kadar almalarına sebep olur bu kule insanlarının. Ekrem ağabey gibi.

Geçtiğimiz gün PeraBalık’ta karşılaştık. Arkadaşlarıylaydı. Ben de. Çay bahçesi dışında ilk kez karşılaştık ve selamlaştık. Daha önce de bir çay bahçesi notumda yazdımdı, kendimi güvende hissettim o ordayken. Yeri ve zamanı geldi işte, dün yanıma geldi, oturdu ve anlattı. Tamam dedim ben de oldum, olmuşum:).

Öyle güzel şeyler anlattı ki şu kulenin dibinden çıkan 1960’tan bugüne. 50 yıl önce hamallar şarap içiyordu burada, meyhanesi hiç olmamıştı Galata’nın. Koyunlar, Karaköy’den geçip Halıcıoğlu’na sürülürken arada onları tekmeleyip Galata’nın çukur dükkânlarına düşürüp kaçırıyordu yemek parası olmayan hamallar. Ekrem ağabeyin hikayelerini bir başka zaman anlatacağım şimdilik sadece kendim biliyormuşum gibi bu hikayeleri tadına varmak istiyorum.

Ha şu duvar var ya, işte o bazen ilişkileri de koruyor Galata’da. Dışarıdan ne kadar karmaşık görünse de. Sevgililer gününe geldiğimiz şu zamanda çay bahçesinde sevgili olan-olmayan herkes bir şekilde kedini korunaklı, görünmez hissediyor.
İlişkisini ailesinden gizleyenler burada görünmekten çekinmiyor.
Başörtülü bir kız, geçtiğimiz yaz gördüğüm gibi, sevgisiyle kule dibinde öpüşmekten kaçınmıyor.
Normalde görevli oldukları için sevgiliymiş gibi gözükmek zorunda kalan iki sivil polis memurunun yarın ne yapacağını merak ediyorum. Belki de gerçekmiş gibi olması için kutlayacaklar sevgililer gününü ya da gerçekten ilanı aşk edecekler birbirlerine Galata’da. Onları da emniyet müdürlerinin gazabından koruyacak mı acaba kule duvarı…

O duvar işte, onları ve bizi dış dünyadan koruyor. Ama şu duvarı yanından aşıp artık dünyaya bir bakmanın vakti de geldi kanımca. Keşke o duvarın ardına saklanıp sevişmek zorunda kalmasa kimse. Keşke herkes ilk andan itibaren dürüst ve patavatsız olabilse, duvarın onu koruduğunu bilerek. O duvar ki sadece kule dibinde değil.
Aynı zamanda da içimizde.
Kendi hapishanelerimiz…
Firar etmenin zamanı gelmedi mi duvarlardan?

Ve duvarın yanından geçerek gider Ekrem ağabey traşını olmaya.
Zira dünya onun dünya.
Kaçmaya gerek duymaya…

ÇBN: Neşet Ertaş’tan bahçe duvarı bu yazının parçasıydı keyifle dinlene… 🙂


Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s