İçimdeki ses…


Yıl 2007 Ocak. Günlerden 19’u, saat 14:59.
İşte o gün karar verdim gazeteci olmaya.
1996 yılının Eylül ayında çalışmaya başladığım Agos’ta ONBİRİNCİ yılımdı.
O gün aval aval ortada dolanır ve gözümden bir damla yaş akamayacak kadar aptallaşmışken bir
gazeteci yanıma yaklaşıp soruyor. “Ne zaman karar verdiniz Agos’ta çalışmaya?”
Bir makine mühendisi olarak aynı soruyu o gün kendime sordum. Ben ne zaman gazeteci olmaya
karar vermiştim?
Birkaç gün sonra sorunun cevabını kendime verdim. Evet artık başka işler yoktu. Hayatımı bu meslek
etrafına konumlandıracaktım.
O gün farkına vardım. İlle de bir gazetede çalışıyor olmak sizi gazeteci yapmadığı gibi, ille de Agos’ta
çalışıyor olduğumuz için gazeteci değildik biz. İlle de bu gazete çalışmak için Ermeni olmadığı gibi…
Bugün geriye dönüp baktığımda 19 Ocak saat 15.00’te artık ne makine mühendisi, ne de başka bir şey
olamayacağıma karar verdiğimi hatırlıyorum.

Utandığımı hatırlıyorum bir de o gün.

Birkaç yıldır aynı zamanda Beyoğlu Gazetesi’nde çalışmaya başlamıştım o yıllarda. Ve sebep o ki bir
şekilde kiramı ödemem gerekiyordu. Hayat sadece gönül işi yapacak kadar da kolay değildi benim
için. Ama utandım o gün dişimi sıkıp da sadece Agos’ta olmadığım için. Olsaydım da tarihten o kadar
anı değiştiremezdim biliyorum, ama işte içinde bir suçluluk oluyor insanın.

O güne kadar gazetenin kapısını bile görmeyen yazarlarımızda olduğu gibi. O güne kadar Agos’u
okumayan Ermenilerde olduğu gibi.

Behzat Ç. dizisinin senaristlerinin son bölümlerinde beyaz bereli ve 301. Maddeden yargılanan
kendi tabirleriyle bir “azınlıkçı” olarak niteledikleri akademisyenin öldürülmesini Baron Hrant’ın
cinayetinden esinlenerek yazmaktan utanmadıkları gibi.

O güne kadar Baron Hrant’ın makalelerini hiç okumamış insanların duyduğu suçluluk gibi ben de suçlu
hissettim kendimi.

Ve hala da hissediyorum…

Niye mi?
4 yıl sonra hala başladığımız noktadan iki adım ilerleyemediğimiz için…
4 yıl sonra halen Baron Hrant’ın kardeşlik sözlerinin üzerine bir kelam daha ekleyemediğimiz için…
4 yıl sonra halen Ermeni denilen toplum kendine bir radyo açamadığı için…
4 yıl sonra halen birbirimizi yediğimiz için…
4 yıl sonra hala gerçekten söz söylemenin ötesine geçip de Baron Hrant’ın yaptıklarının üzerine bir taş
koyamadığımız için…
4 yıl sonra halen bir Tuzla kampımız olamadığı için…

Bu liste böyle sıralanıp gidiyor. Ben de her yıl 19 ocak sabahı erkenden gittiğim balıklı mezarlığında
Baron’un yüzüne bakıp ne diyeceğimi bilemediğim için hala UTANIYORUM…

Siz utanmasanız da ben hepimizin adına UTANIYORUM merak etmeyin…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s