Beni “like” etme!


İşten eve dönerken yürüyorum bu aralar. Galata’ya giden en kısa yol bizim işten Karaköy’den çıkan yokuş… Bu Alageyik yokuşunun hikayelerini sonraya saklıyorum ve sadece bu yolun bu gece bana hatırlattıkları üzerine bir aforizma yapıyorum sizlere. Hadi hayırlısı…
Liseyi hatırlıyorum, Karaköy’de adını kimsenin söyleyemediği Getronagan Ermeni Lisesi’nin dik merdivenlerinden çıkarken ve aslında yoktan var edilen kalebodur döşemeli spor salonunda koştururken ne elimizde cep telefonumuz ne de evimizde internetli biglisayarımız yoktu.
Büyüklerimizin bize hep anlattığı ve bizim de “ah o günler” diye dinlemekten sıkıldığımız ergenyıllarımız henüz geçmedi ama teknoloji o kadar hızlı değişti ki bundan 10 yıl kadar önce elimde takoz gibi bir ereksyon 618i ile gezerken şimdi 3G hatta 4G’li telefonlarla sürekli sosyal paylaşım ağlarına bağlı bir şekilde hayatımıza devam ediyoruz.
Hatta şu anda size bu 3G denen hızlı internet (Türkiyeye göre) üzerinden yazıyorum…
Eskiden arkadaşlarımıza ev telefonundan ulaşırken artık cep telefonu hatta elektronik posta üzerinden daha hızlı iletişim kurabliyor bizimle. Bazen aynı evin içerisinde bile msn kullanarak haberleşiyoruz.
Bir birimizin twitterını takip ediyor kimin kiminle ilişkide olduğunu Facebook üzerinden takip ediyoruz…
Aynı şekilde adab-ı muaşeret kurallarımız da değişti. “face’te beni neden like etmedin” diyen arkadaşlar veya “fotoğraflarını gördüm face’te kim o kız? Beni aldatıyor musun?” diyen sevgililer görüyoruz artık.
Belki de o yüzdendir ki dönem dizilerine olan ilgi giderek artıyor. Sanal hayatta sosyal ağlarda sevgililerini aldatanlar kendi hayatlarının gerçekliğini bu dizilerde arıyorlar.
Kendimizce sanal ortamlarda kurduğumuz hayatlar sayesinde aslında var olmadığımız insanlar, gerçek hayatta var olmadan sanal ortamda ünlü olanlar artık hayatımızın bir parçası.
Gerçek hayatta ret edilmektense, sanal olarak ret edilmek ve istediğin kadar deneme hakkına sahip olmak bilgisayar oyunlarına özgü sürekli bitmeyen canlara sahip olmak bizleri sanal ortamlara sürüklüyor.
Facebook’a en çok rağabet eden ülkeler sıralamasında ilk 5’e giren Türkiye kendi geleneklerini ve “adabı”nı da bu sanal sosyal ortama taşıyor tabi ki. Artificial Intelligant (yapay zeka) dediğimiz şey eğer internet üzerinden bilgi topluyorsa herhalde en çok Türkiye’dekiler hakkında topluyordur. 
Benim için ise en önemli veri ise birini “like” etmeyenlerden alınan sonuç.
Avustralyalı bir akademisyen şunu söyelmişti zamanında bana; “Dünyayı %2’lik fikirler yönetir kalan %96’lar ise yönetilir. Hangi %2 diğer %96’yı ikna ederse o yüzde iki iktidar diğeri ise muhalefet olur”.
İşte bu “like” etmeme meselesi de böyle birşey. Düşünün bir kere. Yazdığınız herhangi bir şeyi listenizdeki herkes görüyor. Ortalama 500 arkadaşınız var ise sizce yazdıklarınızın neden hepsi “like” edilmiyor ya da ne kadarı “like” ediliyor?
Hiç düşündünüz mü?
Sizi “like” etmeyenlerin bu sanal  davranışını “Bu hareketini hiç beğenmedim” olarak tercüme temek mümkün ise eğer; o zaman neden sadece unlike seçeneği yok.
Paylaştıklarınızı “like” etmeyenlerin bir sözü varsa neden “comment” (yorum) yazmıyorlar sizlere. Neden görüş bildirmiyorlar?
Ben size söyleyeyim onlar aslında %96’dalar. Siz ise kendinizi %2’de sanıyorsunuz. Ama aslında hepimiz %2’nin içinde olduğumuzu sanıyoruz ama hepimiz %96’dayız.

Tüm bunları anlattıktan sonra sizlere bir de video paylaşayım. Şu Sosyal Ağ işinin çıban başı facebook’un Harvard’lı kurucusu artık bir sinema filmi… Buyrun fragmanı Radiohead’in Creep yorumu ile benden sizlere…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s