Ölmeye hakkı olmayanlar…


Benim birçoğunuz gibi öğretmenlerim olmadı.
Üniversiteler, yüksek okullar görmedim.
Ben sizin bahçenizde yetişen bir yaban çiçeğiyim.
Yarım yüzyılı aşkın bir süre aranızda yaşadım.
Bu süre içinde bahçenize bir nebze renk ve koku katmayı başarabildiysem, kendimi mutlu hissederim. Büyük bir gururla söyleyebilirim ki, hemfikir olmadığım hiçbir akıma, hiçbir gruba şirin görünmek için destek olmadım ve ödün vermedim.
İlkelerimi çıkar için çiğnemedim ve kimsenin de çiğnemesine izin vermedim.

Yervant Gobelyan


5 yıl oldu. 2005’in Aralık ayında bir Çarşamba günü mamamın telefonuyla gazeteden çıkıp Kurtuluş’a koştum evin önüne. Çok da panik olmadan. Yayam (anneannem) rahatsızlanmıştı. Ambulans gelmiş çoktan, yayamı içeri almış Şişli Etfal’e doğru götürüyorlardı.

Hastaneye gittikten sonra onca çektiği acılardan dolayı rahata kavuşmasını dilemiştim anneannemin. Tam da Noel sabahı kaybettik onu. Noel bizim değil Katolik mezhebinin Noeliydi  ama olsun. Bir bayram sabahı kaybettik işte.

Yıllar geçti o zaman yayamın rahata kavuşmasını isterken aslında çok da doğru bir şey istemediğimi düşünmeye başladım. Bazı insanların henüz ölmeye hakkı olmadığını düşünmeye başladım. O da öyle biriydi. Akabi yayam gibi. Akabi yayam bizim ailenin Bursa’dan İstanbul’a göç etmiş son yaşayanıydı.

Kadıköy’deki evine her gittiğimizde Ermenice gazete götürür okurdum, daha doğrusu okumaya çalışırdım.

Bu Ermenice okumaya çalışmak öyle menem bir iştir ki. Çocukluk hayatınız boyunca sokakta Türkçe duyup, ana babanızdan “Aman ev ve okul dışında Ermenice kullanmayın emi” sözleriyle büyüyüp bir de anadilimizi öğrenmemiz beklenir ya bizden. O zaman anlayamadığım bir çelişkidir bu.

Bu Ermenice meretini bana ilk olarak Agos’un duayen yazarlarından Yervant Gobelyan sevdirdi. Nasıl mı? Eski kitap toplamayı sevdiğim bir dönemdi. Hala da vardır merakım. Gobelyan kendi kitaplarından bazılarını bana getirir arada bir de evine davet edip orada eşiyle bana yemek ısmarlar, bir yandan da daktilosunu koyduğu odadaki eski kitaplarını dizmemi isterdi. Ben de tabi gözüme iliştirdiğim kitapların ikinci kopyalarının olup olmadığını sorduğumda hemen bir tane Ermenice kitap tutuştururdu elime. Ertesi günlerde de ısrarla okuyup okumadığımı kontrol ederdi.

Ermeni edebiyatının önemli ismi Yervant Gobelyan bu hafta hayata gözlerini yumdu. Türkiye’de Batı Ermenicesi’ni kullanmasını bilen bir elin parmaklarının sayısını geçmeyecek insandan biriydi Gobelyan.

Bir damarı vardı Baron Gobelyan’ın. İki yayam gibi. Akabi yayam zorla da olsa bana çaktırmadan “ben göremiyorum” diyerek Ermenice gazete okuturdu. Ağavni yayam ise bana dikiş dikip kendi yemeğimi nasıl yapacağımı ilk anlatandır. Ayakta kalabilmem için yetiştiriliyordum aslında onların gözünde. Gobelyan ise yeri geldiğinde “Sokakta da Ermenice konuş, niye konuşmayasın” diyerek bana biraz anarşist, biraz aktivist biraz devrimci bir gazetecilik aşılıyordu. Dili yaşatabilmek için kendince misyonerlik yapıyordu.

Yervant Gobelyan, ilkokulu Rumelihisarı’ndaki Tateosyan Okulu’nda okuduktan sonra, eğitimine Taksim’deki Esayan Lisesi’nde devam etti. 1937’de buradan ayrıldıktan olduktan sonra okula gitmedi. Bakkal çıraklığı, oto tamirciliği, marangozluk, nikelajcılık gibi birçok işte çalıştı. Dayısı Hagop’un evindeki kitaplıktan yararlanarak kişisel gelişimini devam ettirdi.

II. Dünya Savaşı sırasında, ‘Yirmi Kura’ olarak bilinen gayrimüslim amele taburlarında dört yıla yakın askerlik yaptı.

Yervant Gobelyan yazın hayatına, Sigaretnerı (Sigaralar) isimli öyküsünün, Ermenice Marmara gazetesinde yayımlanmasıyla, 1947’de girdi.

Bir “Baron”umu daha kaybettim

Baron kelimesi de bana Baron Gobelyan’dan kaldı. Baron Hrant, Baron Seropyan gibi. Bizim gazetede bize bir şeyler öğreten kişilere hürmeten “Baron” ekini yapıştırırız.

Baron Gobelyan’ı da kaybettik bu hafta. Agos’un Ermenice sayfaları sorumlusu Baron Seropyan, bu hafta kendisini andığı yazısında dediği gibi Belalı iştir Ermenice gazete çıkarmak. Alıcısı ve de okuyucusu azdır, ama hatalarını yakalayanlar çoktur.”

Yine ünlü bir yazar olan Rupen Maşoyan’ın yerine bıraktığı Baron Gobelyan ile yaklaşık 10 yıl Agos’un belalı Ermenice sayfalarını çıkardı Baron Seropyan. Yeni doğmuş bir Ermeni gazetesi olarak diğer ağabeyleri tarafından hep hor görüldü ve dışlandı ama asla yılmadı. Damarı vardı Baron Gobelyan’ın da.

Bir Baron’umu daha kaybettim ben bu hafta, Baron Hrant’tan sonra. Benim için, geriye bir tane kaldı, o da Baron Seropyan’ım. Onun da kıymetini iyi bileceğim…

İşte böyle insanların yok ölmeye hakları…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s