Gölgenin gölgesinin gölgesi


İki yıl kadar önce Ermenistan’da 11 yıldır yaşayan Suriyeli arkadaşım Kevork sayesinde Yerevan’da açılan ilk barlardan birinde yaşıtım iki Amerikalı Ermeni ile tanıştım. Biri Jack idi diğeri ise Garin. ABD’deki rahat yaşantılarını bırakmak üzere Yerevan’a geri gelen Jack üstüne üstlük bir de Ermenistan’da iş kurmaya çalışıyordu ki bu çok da kolay olmuyordu. Çünkü o ağzıyla kuş tutsa da bir Amerikalıydı Yerevan’da. Ve her şekilde ‘kazıklanacak turist’ gözüyle bakılıyordu ona.

Hrant Dink Vakfı adına gerçekleştirdiğimiz gazeteci diyalog projesinin ilki vesilesi ile Türkiye’den 10 kişilik bir gazeteci ekibi ile bizi kabul ettikleri barda misafirperverliği en üst seviyede bir gece yaşattılar bize.

Türkiye’den programa katılan gazeteciler Jack (bir ABDli) ve Kevork’un (Bir Suriyeli) neden Yerevan’a döndükleri ve burada bir yaşam kurmaya çalıştıklarını anlamaya ve tabi ki haberleştirmeye çalışırlarken ben de barda bir sonraki günkü programımızı düşünüyordum. Yanımda William Saroyan şapkasıyla Garin duruyordu. Kevork bizi tanıştırdığında soyadını özellikle söylememişti Garin. Tüm gece boyunca diasporalılıktan, yabancılıktan, Amerikan emperyalizminden, kadınlardan, karma evliliklerden oluşan konularda uzun sohbetler yaptık. Garin o gece bardan ayrılırken kitap projesinden bahsetmişti. “Ailemin hikayesini yazıyorum” diye. Soyadını söylediğinde ise her Ermeni ailenin yazabileceği bir soykırım yaşamış aile hikayesinden daha etkili bir kitap kaleme aldığını anlamıştım.

Yazım aşaması iki yıl sürdü. Kitap bitti ve geçtiğimizi ay ABD’de satışa sunuldu. Garin ile sözümüz vardı kitapla ilgili bir röportaj yapacağımıza. Ermenistan’a her gidişimde bir kafede karşılaşıp doğrudan sohbete daldığım Garin’in soyadı mı Hovhannissian.

Hochannisssian soyadı Agos okuyucularına yabancı gelebilir, kısaca özetleyelim. Miras Partisi lideri. Harput’ta başlayan ailesinin tarihini ABD üzerinden Sovyet Ermenistan’ına taşıyan ve ABD’deki rüyayı bırakıp Bağımsız Ermenistan’ın ilk dışişleri bakanlığını yapan Raffi Hovhannissian’ın oğlu Garin.

Ailenin geri kalan hikayesini de ondan dinleyelim…

Öncelikle tebrik ederim. İki yıl önce konuştuğumuzda yazmaya başladığını söylediğin kitabını tamamladın. Belki okuyucularımız seni soyadın sebebiyle babandan dolayı tanıyor olabilirler. Ancak Garih Hovhannesian’ın kim olduğunu ben bir kez de senden duymak ve Agos okurlarına kendini tanıtmanı istiyorum?

Garin, büyük bir gölgenin gölgesinin gölgesi. Bu kitabın bir yerlerinde kendi ruhunu buldu ve yine kaybetti.

Yazarlık serüvenin oldukça erken başladı. Yaratıcı yazarlık dalında Fulbright Bursunu kazandıktan sonra edebiyat dalında Lynton ödülüne layık görüldün. Ve bunların hepsi sen daha bir çocukken oldu. Yazarlık serüveninin nasıl başladı, sana bu anlamda ilk ilham veren ve belki de bugün “Gölgelerin Ailesi”ni yazmaya kadar getiren neydi?

İlkokulda hayali kadınlar için Şekspiryen soneler yazmaya başlamıştım. Tombul bir çocuktum, gerçek romantizmden umudunu kesmiş ve bunun sonucunda da kendime kelimelerden hassas bir gizli hayat kurdum. Korkarım yazılarım asla o zamankiler gibi dürüst ve hassas olmadı.

Gölgelerin ailesi… Bu tamlama birçok Ermeni ailesi için bir ortak duygunun tercümesi olabilir aslında. Hovhannisian ailesinin hikayesini biraz anlatır mısın bize. Büyük gölge, gölge ve gölgenin gölgesi…

Harput’tan başlamalıyız. Yıl 1915. Genç bir erkek çocuğu, benim büyük büyük babam Kaspar ailesinin katledilişine tanık olur. Sonra kaderi aldatır ve ona meydan okur. General Antranik’in ordusuna kaydolur. Ama kısa zaman sonra anavatandan kaçar.  California’nın San Joaquin ovasında ikinci bir hayata başlar. Bir berber dükkânı işletir ve küçük bir çiftliği vardır. Ve bu Amerikan rüyasında yetiştirir çocuklarını.

Benim büyük babam Richard orada büyür. Ondan babasının köklerine saygı duyması bekleniyordur ancak Richard’ın rüyaları çiftliğin ötesindedir. Çiftliği bırakıp entelektüel yaşama atılır. Eğitimini Berjekey’de alır ve ardından Beyrut’taki Cemaran Amerikan Akademisi’ne oradan da California Üniversitesi’ne (Los Angeles) gelir. Burada yaptığı çalışmalarda ABD’deki Ermeni Araştırmaları alanlarının açılmasına öncülük eder.

Klasik bir Amerikan rüyası hikâyesinin kırılma noktası ise babamın profesörünün evindeki çıkışıyla oluyor. Çünkü babam üçüncü kuşak bir Amerikan vatandaşı Ermeni 1989 yılında Los Angeles’teki hukuk firmasını bırakarak ailesiyle birlikte Sovyet Ermenistan’ına taşınmaya karar veriyor.

1991’de Ermenistan bağımsızlığını açıkladığında babam Ermenistan’ın ilk dışişleri bakanıydı. Bağımsızlığın ardından gelen yıllarını ülkenin, dünyadaki majör diplomatik ilişkilerinin temellerinin atılması için harcadı.

New York’ta Birleşmiş Milletlerde Ermenistan bayrağını ilk yükselten kişi. Ve sonra da İstanbul’da. Birçok erkeğin kaderini sizin büyülü İstanbul’unuz belirliyor.
Garin bizler soykırımdan sonraki üçüncü nesiliz. Ve sen de Amerikalı Ermeni bir ailenin en genç üyesisin. Kitap tanıtım röportajında da dediğin gibi senin büyük baban Ermenistan’ı haritaya geri koymak istiyordu ve senin baban da bunun gerçekleşmesini sağlayanlardan. Sen ailenin bu hikayesi ile ilgili neler hissediyorsun? Büyük bir yaşanmışlık ve ağır anılar var.

Ben kendi ailemin hikayesini Ermenistan bayrağında buldum. Kırmızı: Kaspar’ın kanı. Mavi: Richard’ın rüyaları. Turuncu: Raffi’nin kendi ana topraklarına dönüşü. Aris sen de biliyorsun ki ikimizin de küçük bir problemi var. Biz renksiziz. Bizi tahmin edemiyorlardı.


Ermeni tarihindeki ve ailendeki pozisyonunu nasıl tanımlıyorsun?

Bu gölge benzetmelerini daha fazla kullanmak ve okuyucuyu taciz boyutuna geçmek  istemiyorum ama izin ver son bir kez bir benzetme kullanayım bu konuda. Geçmişimizin gölgeleri bizim üzerimizde. Bu gölgeleri onurlandırmalı, aydınlatmalı ve eninde sonunda onların üstesinden gelmeliyiz. Kelimelerimin etnik kimliği olduğunu düşünmüyorum ancak kendi tarihleri olduğuna eminim. Asırlardan ve dağlardan gelen bir tarihe sahipler ve hep de öyle olacaklar.

Bu kitabın yazım amasında veya öncesinde Harput’a gittin mi? Ya da planlarında böyle bir yolculuk var mı?

Bu yaz ilk kez geldim. Surp Maryam Astvadzadzin Kilisesi’nde, ki kitabın açılışında resmi var, kalan son birkaç beyaz taşı gördüm. Yakında onlarda yok olacaklar…

Kitabının tercüme edilmesi gibi bir plan var mı?

Tabi ki.

KİTAPTAN BÖLÜMLER

KASPAR’I HİKAYESİ

“Following the Kurdish agha along the banks of the Euphrates, Kaspar could still hear his pregnant mother’s screams. He looked back and, through his tears, he saw her and his baby brother in her arms. He would not know him. He would never see his mother again.

Kaspar continued to walk forward, look backward. And then he walked more and looked less until he wasn’t looking at all, until he had no will or consciousness, until Kaspar was not a villager or an Armenian or even a boy anymore, only a breathless series of movements, left-right-left-right-left-right, dragging left and right through the wastelands of history and fate.”

RICHARD’IN HİKAYESİ

“It was in the vines that Richard came to understand his father. That is where Kaspar led his boys in hard, physical work. But Richard loathed the endless labor—the sweat boxes with their black widow spiders, the johnsongrass and the bermudagrass that would sprout again as soon as they were chopped, and the sticker plants that grew in the depths of the vineyard and punctured his bare feet.

Very often, instead of making his rounds through the vines, Richard would lie on his back and look into the sky. It was a clean sky with big, white, beautiful clouds—clouds with shapes to them, and secret stories.”

RAFFİ’NİN HİKAYESİ

“They stripped down to the underwear and broke into the Pacific Ocean. The waves were cold and powerful, and the boys dived into the darkness. They swam deeper and deeper, testing their fears that they might conquer them. When they returned to land, they played a drinking game called Thumper and then a game of physical endurance called esheg, or donkey—which had traveled generations from homeland to oceanfront.

The beach was friendship. The beach was love. The beach was a training camp for national commitment. At the beach, the boys were invincible. They felt that together they could kick anyone’s ass, that they could avenge the murder of their ancestors. They were keeping each other strong, keeping each other Armenian. Raffi was keeping his generation faithful to the possibility of a miracle—a chance opening in history. He said to them and they said to him again and again: “If Armenia becomes free and independent, I will move there.””

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s