//
şu anda okuyorsunuz
içimdeki SeS

Atatürk’ün kızı (çeviri)


gokyuzunde-bir-kadin-sabiha-gokcen-41367Bugün Sabiha Gökçen Havalimanı’na giderken şunu düşündüm; Birkaç hafta önce Atatürk’ün kızı Sabiha Gökçen’in isminin havaalanının adından kaldırılmasına karar verilmişti. Bu ülkede tüm taşların temelini atan Ermenilerin şu anda bir tek taşın üstünde bile imzası kalmadı! Tek imzası olan da anca Sabiha Gökçen idi… Bir Ermeni’nin isminin verildiği tek mekanın da adını değiştirecekler yakında diye geçti içimden… Antakya’ya vardım. Bilgisayarımı karıştırırken Simon Simonyan’ın kitabında Sabiha Gökçen’i anlattığı gerçek arşiv belgelerinden derleyerek yazdığı kitabından bir arkadaşım için çevirdiğim bir bölümü buldum…

Aynen paylaşıyorum
Ermenice’den çeviren Aris NALCI

Atatürk’ün kızı

Şimdi havada, Türkiye’nin ilk kadın pilotu. Atatürk’ün kızı: Feyman Sabiha Hanım Gökçen. Aşağıda Ankara’nın ovasında yüksek rütbeli askerler, bakanlar, yetkililer ve gazeteciler Atatürk’ü çevrelemişler. Temmuz güneşinin altında ışıldıyor altın renkli apoletleri. Subaylar ve erler ve onlardan üst rütbelilerin hepsi. Hepsi de Atatürk’ün kızına hayırlı bir uçuş dilemeye gelmişler. Atatürk’ü ve ilk Türk kadın pilotunu övmeleri gerekiyor.

Atatürk sağ elinin avucunu güneşe karşı tutmuş gözlerinin üstüne, kafası gökyüzünde, gergin ve sükun bir yüzle biraz önce havalanan kızını götüren uçağı izliyor.Sevgili Sabihası’nı.

Sabiha hanım tek başına Dersim’i bombalamaya gitmektedir.

Uçağın içinde yalnız.

Atatürk’ün kızına öylesi yakışır. Tek başına uçağı kullanacak ve Dersim üzerinde 5000 metre yükseklikten bombaları salıp yok edecek Kürtleri. Kürtler ki dağın çeşitli yerlerine dağılmış yaşamaktalar.

Atatürk, Türk halkının milli kahramanı ve cumhuriyetin kurucu başı, derin sessizlik ve kalabalık içerisinde halen havayı izlemeye devam etmektedir. Sanırsın uçağın sesi hiç uzaklaşmıyor.

Kalabalık uçuş bölgesine doğru dönmekte.

Aniden, kalkan uçak yön değiştirerek Ankara havalimanına doğru döner ve havada çemberler çizerek iner aşağıya. Birkaç dakika sonra uçağın üst kapağı açılır ve Sabiha Hanım dışarı çıkar. Üzerinde deriden büyüleyici pantolonu siyah bir geyik gibi.

Ve kendisine başarılı bir uçuş dilemeye gelen üst düzey askeri yetkilileri, bakanları ve bekleyenlerin oluşturduğu kalabalığı yararak Atatürk’ün boynuna sarılır.güçlü bir şekilde onu öper ve sarılırken sadece onun duyabileceği bir sesle şunu söyler:

-Baba ben dün gece rüyamda anneciğimi gördüm. Sanırsın ki yukarıda uçakta yalnızken onu duyuyorum yanımda. Yukarıda kötü hissediyorum.

Atatürk kızını omuzlarından sıkı sıkı tutar ve sert bir şekilde

-Yavrum senin hep sadece baban oldu hiçbir zaman annen olmadı.Sadece babadan doğmasın sen o yüzden de erkek gibi kızsın. Haydi atla uçağına.

Ve yavru bir ceylan gibi küçük Sabiha bütün alkışlarla tekrar uçağına biner.

Birkaç dakika içerisinde yine aynı seremoniyle uçak havalanır ve Ankara havalimanından uzaklaşır.

Şimdi yeniden havada Türkiye’nin ilk kadın pilotu: Sabiha Gökçen.

Fevzi Çakmak, Türk ordusu mensuplarından Atatürk’e yaklaşır ve der:

- Allah bağışlasın aslan gibi kız.

Kazım Karabekir ise oturduğu yerden bağırır:

-Vallahi bizim tarihimizin dişi kurdudur bu kız.

Belki de haklıydı Kazım Karabekir. Doğudaki illerin düzenlenmesi onun sevigili rüyasıydı neticesinde. Onları yağmalamak .

Eksiksiz bir şekilde diğerleri övgü dolu sözlere katılıyorlardı.

Bulunduğu yerden hiç kıpırdamayan bir İsmet İnönü vardı. Ki o günlerde başbakanlık koltuğunu kaybetmişti. O hiçbirşey duymuyor ve hiçbir şey söylemiyordu.

Acaba damarlarında dolaşan Kürt kanı hazmediyor muydu bir kadının kendi kanından insanları yok edecek olması üstlerine bombalar yağdırarak.

Atatürk gülümsemeyerek kızı hakkında söylenen tüm övgüleri duyar. Tek kelime etmeden çıkış kapıspna doğru hızlı adımlarla ilerler.

Eh onun bir tanecik kızı bir tane değil yeryüzünde.

Atatürk’ün arkasından hepsi de dışarı çıkarlar.

Havaalanı boşalır.

Aynı gün Türk gazetelerinin tamamı Atatürk’ün kızı hakkında şu manşetleri dizerler ardı ardına: Atatürk’ün kızı Dersim’i bombalıyor”, “Türkiye’nin ilk kadın pilotu şimdi gökyüzünde”, “Dişi kurdumuz göklerde uluyor”, “Dişi aslan Dersim’in tavşanlarını avlıyor” , “Türk kahraman ırkından sadece Sabiha Hanımlar doğabilir”, “Sabiha hanım kahramanlar kahramanı Atatürk’ten doğmuştur”, “Türklerin yükselişini ancak bir Türk kadını göklere çıkarabilir”…

Öte yandan Türkiye’nin ilk kadın pilotu, ilk kadın askeri, gökyüzü amazonu, yapayalnız bomba yüklü uçağı ile yükselmeye devam ediyordu. Zaten 7 bin metreye çıkmıştı bile.

Başlığının alt tarafındaki kemeri çözer ve başını arkaya atıp karşısında birçok göstergenin fıldır fıldır döndüğü tahtaya bakar.

Küçük balıklar gibi… Onların dilini iyi biliyordu Sabiha. Ama sanırsınız onun aklı bugün bu saatte biraz dağınıktı.

ne rüyaydı dün akşam gördüğü.

Ama yerinde olurdu gökyüzünden radyo telsizle ilk selamı babasına göndermek. Zaten yarım saat olmuştu Ankara’dan uzaklaşalı:

-Babacığım, zengin gökyüzümüzden öpücükler size. Bir Kartal gibi esiyorum.

Aşağıdan, babası, Atatürk elinde rakı bardağı cevaplar:

-Türkiye’nin gökyüzü eşsizdir.Sen benim dişi kartalım. Pençelerinle Dersim’in dağlarını tırmala ve Muratın (Fırat) içine yuvarla.

Ve Sabiha hanım Dersime eser. O günlerde (1937) Kürtler bayrak dikmişlerdi oraya.

Haritasını açar ve dikkatli bir şekilde bakar rotasındaki yuvarlak kırmızı dairelere. Adana, Gazi Antep, Malatya, Elazığ ve oradan bir dönüşle Dersim. Ki bombalayacaktır. Kendisine Adana’ya iniş öngörülmüştür ihtiyaç duyarsa, Elazığ’a da ve Dersim’deki Türk birlikleriyle bağlantılı olarak Dersim’i bombalayacaktır.

Tekrar bakar haritaya. Sanırsınız hareketsiz değildir kırmızı daireler artık. gözünün önünde hareket ederler. Uçağın inanılmaz gürültüsü uzaklaşır ondan. Gerçekten de uçağın içerisinde yapayalnızdır. 10bin metre yükseklikte bulutların üstünde, tek başına uçan bir uçağın içinde. sanki uçağın bir parçası olmuştu.

Düşüncelerini işine odaklamaya çalışır. Bakir zihninde sadece babasının, Atatürk’ün olmasını, uçağının ve bugünkü görevinin olmasını. Ama düşüncelerini bir arada tutamaz ve ne uçağına ne de işine.

Dün akşam ne rüya görmüştü?

Anne görmüştü, Kendi annesini. Ama onun annesi olmuş muydu? Yoksa Hristiyanların İsa’sı gibi daha doğrusu ona tam ters sadece bir velisi, babası mı vardı sadece.

Aniden gökyüzündeki yalnızlığı sırasında bir ses duydu kulaklarında gayet net.

- HATUN

- Sarsıldı Sabiha bir anda ve kendisiyle birlikte uçağı da gökyüzünde garip hareketler yaptı aniden. Birden kendine geldi ve elinden çıkardığı dümeni tekrar aldı ve uçağın burnunu düzeltmeyi başardı.

Kalbi hızlı çarpıyordu.

Kimdi çağıran. Annesi miydi? Ama kimdi Hatun?

Sabiha gökyüzünde onu Adana’ya götüren yolda gözlerini kıstı ve dikkatini topladı.

Bir günah gibi hatırlıyordu. Geçmişten gelen ve peşini bırakmayan bir günah gibi ki kendisini Hatun diye çağırıyordu. Evlerinin fıstık ağaçlarının altında olduğunu hatırlıyordu.

Ama hatun ismi ondan uzaklaşmıştı diğer birçok şey gibi. Ve sanki o Hatun ileride küçük ve hiç büyümeyen bir kurt Sabiha’ya dönüşmüştü.

fıstık ağaçları arasında büyümüş ve fıstık ağaçlarının yanından ayrılmayan. 3-4 yaşında bir kız çocuğu.

Aniden yine aynı ses kulağında çınladı bu kez çok daha güçlü ve net.

-Hatun

Sabiha Hanım, çarpıntısıyla birlikte duyuyordu.

Anne sesiydi bu. Annesinin sesi kendisini çağırıyordu. fıstıklikten.

Uçak Adana üzerinden geçmekteydi.

Aniden uçağın radyo telsizinden bir ses inledi Sabiha hatuna, Ankara’daki askeri üsten arıyorlardı.

-Adana’ya inmek istemez misin?

-Hayır.

diye geliyordu Sabiha’nın cevabı kısa ve net.

Ankara’dakiler gururla Atatürk’ün kızının bir kereden bu kadar çabuk yorulamayacağını düşündürüyordu.,

Uçak Adana’yı geçerek Antep’e doğru ilerlemeyi sürdürdü.

Burayı gayet iyi hatırlıyordu. Çocukluğunun geçtiği yerdi. Net bir şekilde hatırlıyordu. Yarım saat sonra uçak Antep üzerindeydi. Babasının adını da taşıyan Gazi-Antep. Babasını arayıp onunla konuşmanın yeriydi.

 

-Baba şu anda senin gazi gökyüzünden geçmekteyim. Şükrüler olsun sana.

-Yolcuğun yavrum hep gazi olsun. diye olur cevabı Gazi Mustafa Kemal’in.

Şimdi uçağı Antep’in üzerinden geçiyor.

Bir geçmişe dönüş yaşar zihninde Sabiha Hanım.

Bebekliği ve çocukluğu geçmişti buralarda buradan getirmişlerdi onu buradaki fıstıkliklerin arasından. Yırtık elbiseler ve aç susuz. Kendisine hatun derlerdi. Bunların hepsini hatırlıyordu ama bilinmeyen bir güç onu daha fazlasını hatırlamamak için zorluyordu.

Bunların hepsini hatırlıyordu ama bilinmeyen bir güç bilinmeyen bir kuvvet onu tutuyordu çocukluğundan sonrasını hatırlamaması için sanki.

Ve imdi sanki hatırlararı karanlıkların ardından aydınlanıyordu, uçağının ıslıklarla geçtiği önündeki gökyüzü gibi. 10 bin metre yükseklikte bulutların arasında.

Evet. Daha önce kendisine Hatun derlerdi. Ama annesinin adı neydi?

Aniden kulağında net bir şekilde başka bir ses çınladı:

- Maryaaaaammmm

Maryam. Offff… Çok iyi bir insan kucaklıyordu onu fıstıklarla çevirili ağaçlığın arasındaki evin içinde. Evlerinin bulunduğu yer neredeydi? Köy mü? Kasaba mı? Yoksa şehir miydi dğduğu yer?

Nerede hangi bölgesinde veya şehrinde Türkiye’nin fıstık ağaçları bu kadar çoktu?

Antep ve çevresinde…

Ama herşeyden önce dn akşam ne rüya görmüştü?

Sabiha Hanım Antep’ten öteye gördüğü rüyayı tam anlamıyla net bir şekilde hatırladı. Rüyasında annesini görmüştü. Gerçekten de bir annesi olmuştu. Nerede? Ne zaman olmuştu annesi?

Kendisi Atatürk’ün kızıydı. Ama Atatürk’ün karsıı yoktu. Türkiye’de 20 milyon insan Sabiha Hanım’ı Atatürk’ün kızı olarak biliyordu. 20 milyon insan kendisini yetimlikle nasıl ikna etmişlerdi ki Atatürk2ün gerçek kızı olduğuna inanmıştı. Peki ama kimdir annesi? Neredeydi o şu anda?

Rüyasında annesi kendisini unutulmayacak bir şekilde öpüyordu. Annesiydi. Maryamdı. Kendi uzak çocukluğunun ovasında sürekli bir Maryam vardı. Hatırlıyordu. Annesi aralıyordu o sisi. Çocukluğunun sisli anıları temizleniyordu, fıstıkların üzerinde. Ne kadar fıstık ağacı vardı. Yere dökülmüş fıstıklar. Onların kırmızı yeşil ölümsüz yaprakları ve kabukları gibi karanlıktan doğuyordu çocukluğu. Annesi (Maryam) dün akşam rüyasında kendisini Nerses Babaya yatırına götürüyordu. Rumkale (Horomglaş, Nerses Şınorhali’nin ziyarethanesi)…

Neydi şehirlerinin ismi?… Cibin…

öyleyse şimdi, şu anda Sabiha Hanım kendi doğduğu, çocukluğunun topraklarının üzerinden geçecekti. Çocukluğunun yakınından.

Kalbi sıkışıyordu.

Zannedersiniz çocukluğunun üzerindeki kabuğu, kendi topraklarını, bombalarla yıkıyordu. Oysa ki kendisi dağları bombalamaya gidiyordu, ki Hatun gibi ailesiz, hatunların var olmasıan sebep olacaki heopsi üç- dört yaşlarında…

Sabiha Hanım şimdi haritaya bakıyor. Ne kadar köy, kasaba ve yer var ovalarda, vadilerde, dağlarda, karıncalar gibi ard arda yazılmış isimler. Rumkale, Kalfet, Ehneş, Cibin…

Ha, dün akşam rüyasında kendisi ve annesi rumkale’ye ziyarete çıkıyorlardı. Aşağıda yılan gibi dolanan heybetli bir ırmak gözüküyordu. Murat’tı (Fırat- Erm. Yeprad), ki içine kendisi babası Atatürk’ün rızasıyla Dersim dağlarını dökecekti.

Sabiha’nın işaret parmağının trnağı Rumkale üzerinde takılmıştı. Orada mıydı nerses baba’nın ‘ziyaret’i. Ama Nerses Ermenice bir isim değil miydi? Annesinin ismi de… Aynı eşkilde Ermenice.

Hayır, o Ermeni değildi. Maryam…

Hayır kendisi Türk oğlu Türk’tü. Nerses, Agop, Sarkis, Khoren…

Off. Nasıl da Ermeni isimleri gökyüzündeki havayı yırtıp uçağıdnan içeriye giriyordu. Ordan da kıyafetinin ve başlığının içinden süzülüyordu kafatasına ve kalbüne… Sınıfındaki birçok arkadaşlarının içerisinden bir sürü Ertuğrulların, kamuranların, nazımların içerisinden bir Agopcan geliyordu gözlerinin önüne.

Sabha Hanım, işaret parmağı ile küçük bir hareket yapark ve orada küçük bir karıncanın üzerinde durur. Cibin…

İnanılmaz. Uçağı şimdi ilerlemiyordu, sanırdınız ki havada durmuş, gökyüzünde tam Cibin’in üzerinde, Dersim’de değil. Sabiha hanım ki uçağın içerisinde manastırdaki bir bakire gibi yapayalnızdı dnmeye başladı, aşağıya doğru 7000 yüksekliğe. Ama nereye kadar.

Cibin sakinleri o gün hayatlarında ilk defa bir uçak gördüler. O kadar yakından uçan bir uçak, kırlangıçlar gibi sesler çıkararak kafalarının, köylerinin ve bahçelerinin üzerinde uçan.

Sabiha hanım şimdi sınırsız fıstık ağacı dolu alanları görüyordu. Fıstıklar, ki bunlardan birinin altında birinin gölgesinde geçti çocukluğu. Orada, o evden biraz ileride ağaçların dibinde saklanbaş oynadı Yeğsa, diruhi, Sarkis, Boğos ve Manuk ile birlikte. Agopcan nereden gelmişti aklına. Neden hayatı boyunca karşısına çıkan ve sevdiği onca Kamuran ve Ertuğrullara sağırdı ama Agopcan… Kalbi herşeyden önce bir Agopcana vurulmuştu. Ah o Agopcan. O fıstık ağaçlarının altında elinden tutup sürekli onu oradan uzaklaştırmayı ve çeşmeye götürürdü. Suratı da çilli miydi? Sonra açıklanamaz bir şey gerçekleşti hayatında, ancak 3-4 yaşındaydı kendisi, onu onunkilerden, fıstıklardan ayırdılar ve bir daha da görmedi onları.

Antep’e getirdiler.

Dediler ki: “Atatürk senin babandır. Hayat ve insanlar onu o gün doğduğuna inandırdılar.

Sabiha Hanım aniden uçağını fıstıkların arasına bir yere indirmek istedi, o çeşmenin yakınına.

Sabiha’nın uçağı sanki fıstık ağaçlarının haziran hasadını biçecekti.

Sabiha’nın uçağı çok alçaktan uçuyordu. Sadece kırlangıçların öğle dinlencesini değil Cibin’deki sineklerin.

Herhalde 300 metrelik bir yükseklikten uçuyordu. Sabiha Hanım sanırsınız evini görüyordu. Rüyasında gördüğü evi. O ev ki annesi elinden tutmuş Nerses Baba’ya ziyarete götürürdü.

Aynı saatlerde türk gazeteleri ilk sayfalarında çoktan büyük puntolarla şu haberleri veriyordu. “Atatürk’ün kahraman kızı şimdi tam bu saatlerde Dersim’in üzerinde ve yamaçlarına Türk çukurları açıyor”

Aniden uçağın radyo telsizi güçlü bir şekilde çınladı. Sabiha Hanım birden dikkatini oraya verdi. Babasıydı konuşan.

- Sabiha, yavrum, doğrultunu kaybettin. Neden olduğun yerde sayıyorsun Antep’ten beri. Şimdi Dersimde olacaktın. Ama hala havada bir yerdesin.

Sabiha uçağın burnunu git gide yukarıya doğrulttu.

  • Dün akşam, baba, ben rüya gördüm ve bugün uçağım burada fıstıkların üzerinde…

Aniden uçağın içerisinde sanırsınız ki bir şeyler kırıldı. Uçakta mı yoksa Sabiha Hanım’ın beynindin derinliklerinde mi? Belki de birden Sabiha’nın beynindeki kutular kırıldı ve eski günlerde saklanan parlar gibi isimler döküldü, Ermeni isimleri. Khoren, Asoğik, Hayganuş, Yeğya, Nazar, Nerses, Nerses, Nerses…

O sırada uçak hala havadaydı. Çok alçaktan, Cibin paralelinde evlerin üzerinde, ve Sabiha Hanım sanırsınız ki tam da doğduğu evin üzerinden uçuyordu.

Gözleri bir an havada asılı kaldı uçağı gibi iki eli arasında.

Sabiha Hanım tam kendi önünde uçağının burnunun üstünde annesini gördü.

-Anneciğim.

Sarsıldı, gözlerinden yaşlar boşalmaya başladı…

Atatürk, Ankara’da sarsıldı kızının çığlığından ve sandı ki kötü bir şey oldu ona. Radyo telsizden soru:

  • Sabiha kızım, ne oldu sana?

Sabiha tekrar sarsıldı, hissetti ki radyo telsizi açık unutmuştu ve çığlıkları “baba”sına kadar ulaşmıştı.

  • Babacığım, bak annecik karşımda hareketsiz.

Hala Rüya mı görüyorsun yavrum? Yüksel kızım, yukarıya doğru, Dersim’e doğru, krutul tüm rüyalarından.

Sabiha Hanım önüne baktı, zaen annesi yok olmuştu. Yukarıya doğru uçağının burnunu kaldırdı ve o gün çok geç saatlerde Dersim’e ulaştı ve sadece bir cami bombalayabildi.

***

Bir hafta sonra Sabiha Hanım geri döndü Ankara’ya.

Babası Atatürk, kalp krizi geçirmişti, kendisi de sinir krizi.

Ankara’da doktorlar Sabiha Hanım’ın bu durumuna Ermeni hastalığı denilen bir hastalığın tanısını koydular. Ateşi zaman zaman yükseliyor ve haftalar sürüyordu, zaman zaman da buhranlar yaşıyordu.

Dersim zaten ele geçirilmişti. Türkiye’nin ilk kadın pilotu Feyhan Sabiha Gökçen’in bombaları nihayetine ulaştırmıştı isteneni.

Bir sonraki senenin, 1938, Kasım ayının 10’unda Atatürk gözlerini kapatacaktı. Ölmeden bir hafta önce “kız”ını çağırdı yanına ve şöyle dedi:

- Sen bu hastalıktan kurtulamayacaksın…

About these ads

About arisnalci

Aris NALCI born in 1980. After a classical education past he starts Yildiz Technical University Mechanical Engineering Department. He attended 5th, 6th and 7th METUContemporary Dance Days. During the 6th Contemporary Dance Days, he attends a photo workshop. He takes part in different companies as a crew. In 2005 he opens his first dance photography exhibition in Ankara 7th METU Contemporary Dace Days which called "Oteki / Muus". After that he made a photo performance "Kur-at-or" in June at Cihangir Festival. He works as a journalist since 1998. His articles are published in Birgun, Radikal, Özgür Gündem, Yaşam magazines and many websites. He attanded The Guardians workshops for interns. He worked at Beyoğlu (2005-) and Agos (until 2011) newspapers. His stroies published in some story magazines. He won the price of Romanian Cultural Foundation to work on minorities in Europe. he founded tursu.tv (his company) and start to make tv programmes and talk shows about Turkey Armenia relations. Also he shoot some documentaries about these issues. He did many projects between Turkey and Armenia. With journalism exchange program and he colsultes many sypoziums in this area. He is still working at IMC tv and cosulting for many news companies about this.

Tartışma

One thought on “Atatürk’ün kızı (çeviri)

  1. Atatürk’ün manevi evlatlar edinmeye başladığı tarih çok az kişinin bildiği bir olayın sonucudur. Çok üzüntü veren bir olay sonucunda biraz da vicdanlar rahatlasın diye kız çocuklarına sahip çıkılmıştır.

    Posted by ilkay | 14 Temmuz 2013, 12:42 am

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 53 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: